Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

İSTANBUL’DA II. LALE DEVRİ -NASIL BAŞLADI?-

Melis Şen

İş yeri; iş yasası, iş insanı..Her şeyin işlemek zorunda olmasının merkezinde kurulan ofislerden biri; yalın; temiz, zevkli ve sade bir ofis, üstelik burada az kişi çalışıyor..Az kişi çalışıyor demek az kişi konuşuyor demek, az kişi yargılıyor demek, daha az tasa demek bu daha az rahatsızlık ve daha fazla anlamsızlık..Tıpkı sevdiğim gibi, her şey yolunda demek..

Pazartesileri gidiyorum, kimse benim oradaki varlığımı sorgulamıyor.Anlaşmamız böyle zira,bir ay için kendine geçici bir sığınak bulmuş ıslak bir kedi yavrusu gibiyim..Bu barakada nefes alıp verirken yaşamın üzerimde bıraktığı izlerin hassas tenimde sebep olduğu renk değişikliklerini gözlemlemem, kendimi anlamam için ideal bir zaman. Parasız yatılı ekolüne dahil olamadık ama, usta bizi affetsin, parasız çalışanlar ekolüdür devrimiz , ve biz kuşkuyla şüpheyle benliklerinde güve kemirikleri olanlar, bedava çalışmaya bile kendimizi bir anlığına unutmak niyetiyle razı olabiliriz.

En zayıf halkamızdır bu razı geliş; ve sistem en zayıf halkamızdan yakalar bizi ; esrik lodosların önüne katar.

Adam Miekewicz adlı şair; o olmasaydı Lale Müldür‘le tanışmam mümkün olmayacaktı. Tanrıya binlerce kez şükürler olsun ki, İstanbul’a düşmüş yolu bundan yüzyıllar önce.. Artık gerekli gereksiz şükretmektir almış başını gidiyor diyecek olursam dilimi azı dişlerimin arasına alıp sıkıştırıyorum ve kalbimin mühürlendiği bir yıl boyunca kabus dolu dakikalarımı hatırıma getiriyorum.. Okumaya devam et

Reklamlar

Mart 8, 2007 Posted by | Deneme, Lale Müldür, Melis Şen, Röportaj, Sayı 9 | Yorum bırakın

CELİL OKER’LE ONBEŞ DAKİKA

celiljoca.jpg

– Remzi Ünal Nereden Çıktı? –

ERKAN SAKA

Polisiye roman okuyucusu olduğumu söylemem. Celil Oker’le Türk ya da yabancı polisiye romanlarını karşılaştırmamı da beklemeyin. En azından şimdilik. Gerçekten mütevazi bir insan olan Celil hocanın roman yazarı olduğunu, hem de polisiye romanlar yazdığını çok sonra öğrendim. Geçen baharın vize sınavları zamanında kendi sınavı için gözetmen ararken, ben bir masanın üzerine oturmuş ayaklarımı sallandıra sallandıra “bir kitabınızı imzalayıp verirseniz gözetmenlik yaparım” demiştim. O zamandan beri Celil Oker okuyorum. Geçenlerde beşinci kitabı bitirdim, yakında son romanına başlayacağım. Bütün romanlarını kendisine biraz emrivaki yapıp imzalattım. 3-4 hafta önce Bilgi Üniversitesi’nin meşhur kayıt haftasında hepimiz ofislerimizde tıkılıp öğrencilerimizi beklerken, bir 15 dakika Celil Bey’in odasına kaçıp bu görüşmeyi gerçekleştirdim. Celil Bey güzel bir insan olduğundan böyle ayak üstü görüşmeye ve hazırlıksız bir görüşmeciye aldırmadı. Bu görüşmeyi tetikleyen Celil Oker’in yarattığı Remzi Ünal karakteri oldu. Bütün romanlarında hepimize bazı bakımlardan çok tanıdık gelen, bazı bakımlardan ise herhalde özel detektif olduğundan böyle dedirten Remzi Ünal’ı anlamaya çalışan bir görüşme. İtiraf edeyim ki Houston’daki üç yılım değil de Amerika’da Remzi Ünal’ın kendisi daha çok kahve içmeye başlamamda etkili oldu…

Okumaya devam et

Mart 6, 2007 Posted by | Celil Oker, Erkan Saka, Röportaj, Sayı 8 | 1 Yorum