Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

adama böyle koyarlar

geçenlerde 84-85 öğretim döneminde aynı sınıfta okuduğum bi arkadaşla karşılaştım. bi bankada müdür olmuş.  dedi bana “gel oturalım çayımı iç”
aha işte bugün gittim oraya. odasında 2 kişi vardı. 1 tanesi ev kredisi almaya çalışan biri diğeri de mevduatı yüksek, yağlama yaptıkları biriydi.  bana bi çay söyledi (daha önce dediği gibi) . yaklaşık 15 – 20 dakika onlarla muhabbet etmesini bekledim. gözünün içine bakıyorum. biraz farklı bir durum bekliyorum. bi ara zengin olanına “veysel de benim ortaokuldan arkadaşım” dedi, aralarındaki yapışkan muhabbete beni de meze yaparak.  en son iki müşteri de çıktıktan sonra telefonları çaldı, oraya buraya talimatlar yağdırıyordu. baktım ki ben orda geçmişin nostaljisini taşıyan biri değil de, tanıdıklardan bıkmış bir banka müdürünün kaçmak istediği bir insanım.
-bana müsaade, dedim.
hiç beklemeden :
-ne demek müsaade senin deyince, kalkmak artık mecbur oldu dedim içimden.
-yine böyle gel, geçerken uğra dediği zaman da artık bir daha onun yanına gidemiyeceğimi kazıdım iyice aklıma.
ne iş yaptığımı, okuyup okumadığımı nerde oturduğumu bile sormadı.
sen kalk eski günlerin hatırına bi de davete icabet et. sonra adam seni umursamasın.
işte adama böyle koyarlar.

Ekim 16, 2009 Posted by | Anılar, Veysel Kurşun | Yorum bırakın

Orhan Pamuk romanları ve yakın geçmişim

İlk defa bir Orhan Pamuk romanı ne zaman okudum hatırlayamıyorum. Muhtemelen üniversite bir ya da ikinci sınıftaydım ve muhtemelen etrafımdaki entelektüel konsensüse rağmen ama utanarak okumaya başlamıştım. O zaman bile bir “Pamuk modası” vardı ve tabi ki “entelektüeller” popüler olanı okumazdı. Tabi o zaman ki “entelektüel” çevremin çok daha sığ olduğunu söylemeye lüzum yok belki. Ayrıca siyasi çevrem de başka bir olumsuz etkendi. Pamuk’un o zamanki (ve aslında şimdiki de) yayıncısı olan İletişim Yayınları, Pamuk’u Can yayınlarından büyük bir paraya transfer etmişti. Romanlarından olmasa da herkes bu transfer miktarından haberdardı. Türk edebiyatında bir rekor olan transfer ücreti, Pamuk’un bazı muhtemel okurlarını kendinden uzaklaştırmıştı. Ama zaman değişir, hatta ondan hızlı olarak ben de değişirim. Zaten her zaman popüler olana karşı bir ilgim olmuştur. Sonunda Pamuk’u okumaya başladığımda ki Yeni Hayat‘la başladım, aslında Pamuk’un bu kadar “populer” olmayı hak etmeyecek kadar güçlü bir yazar fark ettim. O zamanlar 200 bin satan son romanı Yeni Hayat’la birlikte benim de Orhan Pamuk romanlarına yönelik tutkum başlamış oldu. Okumaya devam et

Ağustos 29, 2008 Posted by | Anılar, Deneme, Erkan Saka, Orhan Pamuk, Sayı 10 | 2 Yorum

ANINDA GÖRÜNTÜ (Hurda anlar külliyatından seçmeler)

Öğleden sonra. Maltepe’ye iniyorum, bir kuruyemiş dükkanı, önünde yemiş çuvalları, çuvalların üstünde gezeleyen güvercinler, fıstık çuvalının üstündeki güvercinin ayaklarından biri yok, tam bilekten gitmiş(kopmuş,yanmış?!) hızımı kesemiyorum, bir anda gözüme çarpıyor ve kayboluyor.

11.08.07. Gölcük

Gündüz, salondayım. İki seçeneğim var: Kuyucaklı Yusuf’u okumak, TRT Radyo 3’ü dinlemek. Radyoda balkanlardan Çingene müziği elimde roman. Hem okuyup hem dinlesem. Uyar mı? Deniyorum, kitapta kaldığım kısım bir düğün sahnesi, kitaptaki çingeneler radyodakilere karışıyor, bir iki sayfa boyunca roman radyoya eşlik ediyor(yoksa tam tersi mi?) Okumaya devam et

Ağustos 25, 2008 Posted by | Anılar, Ümit Yaşar Özkan, Sayı 13 | Yorum bırakın

N.Y.’de 5 Gün

Salı:

Jetlag’in çarpmasına uğrayıp sızıcam diye düşündüm ama yok, gece yarısına kadar ayaktaydım. NY’taki ilk günümü gözüm açık geçirdim. Bizi karşılayan E’nin arkadaşı G. Bizi Özgürlük Heykeli’nin uzaktan görülebildiği bir yere götürdü. E. vapura binip heykeli yanından görmek niyetindeydi. Ben he dedim geçtim. Mümkünse gitmeyeceğimi biliyordum, soranlara gittik gördük deriz dedim, gerçekten de öyle
oldu. Sonraki günlerde vakit olmadı bu iş için. Amerika’ya tekrar ayak bastığım için sevindim. Vize kontrolünde hiçbir sorun çıkmadı. Öğrenci vizemle ilgili Houston’da maruz kaldığım sorgulamalar yaşanmadı bu sefer. Ama NY Amerika’da gördüğüm en <Amerikan> olmayan şehirdi, daha ilk izlenimlerimde. Türklerin NY’u niye bu kadar
çok sevdiklerini çözmek de istiyordum, galiba bunun en büyük nedeni burasının en Avrupai şehir oluşu. Kalabalıklığı, yüksek binaları, metrodaki pislik ve sıkışmışlık, trafik vb Houston’da gördüğüm şeyler değildi. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi doğallık içinde kamu taşımacılığının araçlarını kullanabildiğiniz bir şehir NY. Bir haftalık metro kartı aldık. G bizi dolaştırıp durdu, kafamız karıştı. G’nin bizi ilk götürdüğü yerde, beef kebap yedim. Ne kadar da anlamlı!
Okumaya devam et

Eylül 6, 2006 Posted by | Anılar, Erkan Saka, Sayı 2 | 1 Yorum

KARADENİZ GEZİSİ ÜZERİNE İSTANBUL NOTLARI I

Çetin Tankoç

Bartın:

Yaklaşık yedi saat süren otobüs yolculuğundan sonra, Bartın’a vardık. Bartın’ın otobüs terminali şehrin dışında, oldukça mütevazı bir yapı. Terminalden servisle şehrin merkezine çıktık. Elimizdeki tuğla ağırlığında olan gezi kitabında, “Bartın’da ne yenir” başlığı altında önerilen “Şapşap köfte”yi aramaya başladık. Fakat böyle bir köftenin izine rastlayamadık. Bu arada yedi saatlik yolculuğun da kamçıladığı açlığa daha Okumaya devam et

Eylül 5, 2006 Posted by | Anılar, Çetin Tankoç, Erkan Saka, Sayı 5 | 1 Yorum