Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

Misafir Odası-Ece Ayhan

 

Ece AyhanKapalı ama gizli olmayan, kuraldışı ama gelenekseli soğurmuş, toplumsal tarihi ve insanı inanılmaz bir eleştiri cenderesine sokan, dilin uçlarında dolaşan, ortalamaya ve sıradanlığa teslim olmamayı ilke edinen ve aykırı biçem taşıyan şiirleri, Ece Abiyi, İkinci Yeni akımı içinde en çok sözü edilen şairlerinden biri yapmıştır netekim.

ESERLERİ: ŞİİR; Kınar Hanımın Denizleri, Bakışsız Bir Kedi Kara, Ortodoksluklar, Devlet ve Tabiat, Yort Savul, Zambaklı Padişah, Çok Eski Adıyladır, Kolsuz Bir Hattat.

Okumaya devam et

Eylül 7, 2006 Posted by | Alıntılar, Çetin Tankoç, Ece Ayhan, Sayı 2 | 1 Yorum

DÜNYANIN KALBİ

işte altında dolaştım ya gökyüzünün

benim derdim de biraz bu mu ne?

şimdi şöyle kıvrılıp

kaldırım taşlarında

dünyanın kalbini kucaklasam

dünyanın kalbi avuçlarıma gelir mi ki?

yada bağırsam

gökyüzünü yırtan bir kahkaha olup

dağılsam

toprağın suratında

yada asfalta, asfalta çınlayıp

kendimde parçalansam…

bu yankı sesim miydi

yoksa hiçbir şey mi olmadı?

 

21/01/2003 MALTA CEMİYETİ

SİNAN KIZILKAYA

 

Eylül 6, 2006 Posted by | Sayı 2, Sinan Kızılkaya, Şiir | 1 Yorum

N.Y.’de 5 Gün

Salı:

Jetlag’in çarpmasına uğrayıp sızıcam diye düşündüm ama yok, gece yarısına kadar ayaktaydım. NY’taki ilk günümü gözüm açık geçirdim. Bizi karşılayan E’nin arkadaşı G. Bizi Özgürlük Heykeli’nin uzaktan görülebildiği bir yere götürdü. E. vapura binip heykeli yanından görmek niyetindeydi. Ben he dedim geçtim. Mümkünse gitmeyeceğimi biliyordum, soranlara gittik gördük deriz dedim, gerçekten de öyle
oldu. Sonraki günlerde vakit olmadı bu iş için. Amerika’ya tekrar ayak bastığım için sevindim. Vize kontrolünde hiçbir sorun çıkmadı. Öğrenci vizemle ilgili Houston’da maruz kaldığım sorgulamalar yaşanmadı bu sefer. Ama NY Amerika’da gördüğüm en <Amerikan> olmayan şehirdi, daha ilk izlenimlerimde. Türklerin NY’u niye bu kadar
çok sevdiklerini çözmek de istiyordum, galiba bunun en büyük nedeni burasının en Avrupai şehir oluşu. Kalabalıklığı, yüksek binaları, metrodaki pislik ve sıkışmışlık, trafik vb Houston’da gördüğüm şeyler değildi. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi doğallık içinde kamu taşımacılığının araçlarını kullanabildiğiniz bir şehir NY. Bir haftalık metro kartı aldık. G bizi dolaştırıp durdu, kafamız karıştı. G’nin bizi ilk götürdüğü yerde, beef kebap yedim. Ne kadar da anlamlı!
Okumaya devam et

Eylül 6, 2006 Posted by | Anılar, Erkan Saka, Sayı 2 | 1 Yorum

Düşler – I

Bir çocuk düşledi adam. Çocuk zamanın ve mekanın ötesindeydi. Bir yerlerdeydi çocuk, daha rahme düşmemişti.

Rahimde pelteleşmiş bir halde geleceği, geleceğini bekliyordu belki de. Önce mekanı oluştu sonra zamanı. Sonra sonra bir ruh.

Sonra hayaller oluştu. Umutlar oluştu. Çocuğa dair sevinçler oluştu. Çocuk çocuk oldu nihayet. Okumaya devam et

Eylül 6, 2006 Posted by | Deneme, Sayı 2, Yasin Beyaz | Yorum bırakın

HABİLLE JÜBİLE

Az söz erin yüküdür

Çok söz hayvan yüküdür.

Yunus Emre

Mevsimler geçerken üzerinden altta kalmamak için farklı iklimlere yolculuk yapar o iklimleri ardında bırakıp, terk etme rahatlığı ile, bıraktığı iklime tepeden inme girerdi. İklimlerle ilgili çözdüğü şey, kötü olanları zor,iyi olanları kolay geçmekte idi. Ona göre ‘İlkbahar, umut oluyor, Yaz, dondurma şirketleriyle anlaşıyor, Sonbahar, alzheimera yakalanıyor, Kış üşüdükçe üşütüyor’ diye düşünüyordu.

Günlerden bir gün, beşinci mevsime yaklaştığını hissettiğinde, korkuyla karışık umut, içini kaplamıştı. Aklına bu güne kadar ellediği ne kadar çok şey olduğu geldi. Hava kararmadan bakırcılar çarşısına gitmeliydi. Buraya niçin gitmek istediğini düşündü, hikaye eden böyle istiyordu. Okumaya devam et

Eylül 6, 2006 Posted by | Hikaye, Muhammet Sevim, Sayı 2 | Yorum bırakın

Kirli Karanlık – İlk

 

 

KİRLİ KARANLIK

bütün kış suretimizden sakındığımız ayna

düşüp kırılıyor baharın ilk bakışlarıyla

elimiz varmıyor

uzanıp sevgilimizin kirli karanlığına

bir sayfa playboy koparmaya

yada bir tutam yasemeni koklamaya

bütün çabalarımız, yetmiyor

çırpınmalarımız

anlaşılır kılmaya

‘orası neresi/ burası bir adam’ derken şairi

ve imgelerden yapılmış ‘taş gemi’sine

şairin

sarkıtıyoruz kendimizi

orada acılarımıza bir korunak buluyoruz

orada duvarları intihardan bir korunak

içine gizlice giriyoruz

elimizde, geceden sürülmüş kremli bir el

odamızın ortasında kerameti eksik, evliya

bir karyola


İLK

sabahtır

yağmur ha düştü

ha düşecektir

toprağın rahmine

bir kadın sancının pençesinde

ilktir

ilk gece

ilk sancı

ilk çocuk

ÇETİN TANKOÇ

Eylül 4, 2006 Posted by | Çetin Tankoç, Sayı 2, Şiir | Yorum bırakın

Barbut Tabut – Zehir

Barbut Tabut

karabatak sulara devrik

dul kulak istemi çizik

acı dilde üst metafizik

kehanet paslı bilezik

fars rehberin dikenleri

korumakta ruhani gülleri

usulca okşanırken ecinni

hayyam yakıyor dörtlüleri

inilti unutulmak istiyor

kırpıyor gündüzler kırıtıyor

mor geceler pusuya düşüyor

çöl, cam matarama doluyor

leyla ise peşimden geliyor…

14.04.05

Zehir

tekdüze sıradışılıkların tenhasında

yitik malsızlıkların buluntusunda

indir ki gerekir sırttan sırlatanda

ağlat iffet güldürüyor adilik nasılsa!

07.03.05

Muhammet Sevim

Eylül 3, 2006 Posted by | Muhammet Sevim, Sayı 2, Şiir | 1 Yorum

alferia

en güzel baharda açar çiçeklerini ağaçlar

göğsünde iğde kokusu alferia

her şehirlerarası yolculuğumun

bir istanbul dönüşü vardır

senin ellerinde erimek

dönüşsüz bir istanbul yolculuğudur alferia

aşk kokan dizelerde dillendirir şairler adını

fikrimden çıkmayan ismin

bir güzel mısradır alferia

alferia sen

alferia ben

ve biz ikimiz

tek kalbi çarpan bir elma gibiyiz


FERDİ AMCA

Eylül 3, 2006 Posted by | Ferdi Amca, Sayı 2, Şiir | Yorum bırakın

Daha Yüce İnsan Üzerine

clip_image002.gif

I

İnsanlara ilk defa gidişimde, münzevilere özgü bir budalalık, büyük bir budalalık yaptım; pazaryerine girdim.

Ve herkesle konuştuğumda, hiç kimseydi aslında konuştuğum. O akşam ip cambazları ve cesetler oldu yoldaşım; bir ceset oluyordum neredeyse bende.

Ama yeni doğan günle birlikte yeni bir hakikat geldi bana: “Beni ne ilgilendirir ki pazaryeri ve ayak takımı ve ayaktakımının gürültüsü ve ayaktakımının uzun kulakları!” demesini öğrendim.


Siz, daha yüce insanlar, bunu öğrenin benden; pazaryerinde hiç kimse inanmaz daha yüce insana. Orada konuşmak mı istiyorsunuz, pekala! Ama ayaktakımı göz kırpar, “Hepimiz eşitiz,” diye.


Siz daha yüce insanlar,” –böyle göz kırpar ayaktakımı- “daha yüce insan yoktur. Hepimiz eşitiz; insan insandır, tanrının önünde- hepimiz eşitiz!”

Tanrının önünde! Oysa artık bu tanrı öldü. Ama biz ayaktakımının önünde eşit olmak istemiyoruz. Siz daha yüce insanlar, uzaklaşın pazaryerinden!

Eylül 3, 2006 Posted by | Alıntılar, Friedrich Nietzsche, Kapak, Sayı 2 | Yorum bırakın