Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

Havalar soğuyor…

Malum, havalar soğumaya başladı. Eski kışlardan kalan tecrübelerimi aktarayım dedim.
Sakın ola etrafınızdaki insanların üstündeki elbiseye bakarak ne giyeceğinize karar vermeyin. Vücudunuzun ihtiyacı olan ısıyı hangi giyecek karşılıyorsa onu giymekten çekinmeyin. Küçük küçük soğuk algınlıkları bizi daha soğuk havalarda mikrobik hastalıklara karşı dirençsiz bırakabilir. Çorap ve iç çamaşırı seçiminizi pamuklu çoraplardan yapmaya devam edin. Naylon giysiler giymekten mümkün mertebe kaçının. Okumaya devam et
Reklamlar

Ekim 15, 2008 Posted by | Deneme, Post 13, Veysel Kurşun | Yorum bırakın

Bu Yılın Nobel edebiyat ödülü Jean-Marie Gustave Le Clezio’a…

Le Clezio’nun Türkçe’de çıkmış eserleri burada listelenebilir.

Vikipedi maddesi de burada.

Ekim 10, 2008 Posted by | Uncategorized | Yorum bırakın

Erkenölükuş(laraşiiroku)

[Gülnaz bizim için ilk defa yazdı:]

Erkenölükuş(laraşiiroku)

Onu hiç gördün mü? Kendinden başka bir şey anlatamaz. Göremez ki kimseyi… Bakamaz. Ayna görevi gördüğün için belki sana bakar bir tek… Kim ki ona onu anlatır, ona onu gösterir bir şekilde, o dikkatini çeker. Ona gider elleri, aklı… Bir “erkenölükuş” o. Yaşı senden benden fazla, fena yaşamamış, ama erkenölükuş’, çünkü onunki gibi her ölüm erkendir. Ölüm, iyi ihtimallerden biri olarak toprağın altında yaşamayı gerektirir. İnsan eti, yaşamının geri kalanında bozulur, yumuşar, böceklenir, kokar, çürür, erir… Saçlar uzar bir de; tuhaftır… Fakat bir gün o da anlamsızlaşır, o da durur. Ölmek, var olmayı sürdürdüğün yerde giderek yok olmayı gerektirir. Böyle bir yok olmayı göze alamaz, öyle kibirlidir o. O, ölü bile değildir. Öyle büyük bir oyundur ki önce kendine oynadığı, kızamazsın ona. O da mağdurdur çünkü… Yaşıyor sanış… Düşüyor oluş, varamayış dibe, düşüyor oluş… Ah, o zavallı adam düşüyor, refleks olarak yoluna çıkan bir takım elleri tutuyordu; eller de onunla birlikte düşüyordu. ERKENÖLÜKUŞ o, çünkü ölemiyor, çünkü insan etine sahip her şeye rağmen: ne toprağın altında ne de üstünde… Ve öyle canlı ki bir yandan nefes alıyor, neredeyse her sabah kalkıp işe gidiyor, içki içiyor, yemek yiyor, insanlarla konuşuyor, dinliyor gibi duruyor, eğleniyor, dans ediyor, sevişiyor, okuyor, yazıyor, fotoğraf çekiyor, düşünüyor… Canlı bir yandan ve görenler onu yaşıyor sanıyor… O, çok fazla önemsiyor kendini… Okumaya devam et

Ekim 4, 2008 Posted by | Deneme, Gülnaz Can, Post 13 | Yorum bırakın