Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

Orhan Pamuk romanları ve yakın geçmişim

İlk defa bir Orhan Pamuk romanı ne zaman okudum hatırlayamıyorum. Muhtemelen üniversite bir ya da ikinci sınıftaydım ve muhtemelen etrafımdaki entelektüel konsensüse rağmen ama utanarak okumaya başlamıştım. O zaman bile bir “Pamuk modası” vardı ve tabi ki “entelektüeller” popüler olanı okumazdı. Tabi o zaman ki “entelektüel” çevremin çok daha sığ olduğunu söylemeye lüzum yok belki. Ayrıca siyasi çevrem de başka bir olumsuz etkendi. Pamuk’un o zamanki (ve aslında şimdiki de) yayıncısı olan İletişim Yayınları, Pamuk’u Can yayınlarından büyük bir paraya transfer etmişti. Romanlarından olmasa da herkes bu transfer miktarından haberdardı. Türk edebiyatında bir rekor olan transfer ücreti, Pamuk’un bazı muhtemel okurlarını kendinden uzaklaştırmıştı. Ama zaman değişir, hatta ondan hızlı olarak ben de değişirim. Zaten her zaman popüler olana karşı bir ilgim olmuştur. Sonunda Pamuk’u okumaya başladığımda ki Yeni Hayat‘la başladım, aslında Pamuk’un bu kadar “populer” olmayı hak etmeyecek kadar güçlü bir yazar fark ettim. O zamanlar 200 bin satan son romanı Yeni Hayat’la birlikte benim de Orhan Pamuk romanlarına yönelik tutkum başlamış oldu.

O zamanlar daha kitabi bir oğlan olduğumdan, daha açılış cümlesinden roman beni esir almıştı, belki şimdi olsa o kadar etkilenmezdim ama “bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti”yle başlayan bir roman birşeyler değiştirmeye adaydı. O zamana kadar artık bahsetmek istemediğim hatta pişmanlık duyduğum bir sürü hayatımı değiştiren kitap olmuştu zaten ve romanın vaadettiği de bana artık çok aşina bir yol olarak gözüküyordu. Melankolik ve bir rüya gibi ilerleyen metin beni sarsmıştı, her ne kadar materyalistikimsi bir dünya görüşüyle gurur duyuyor olsam ve bu çizgideki edebi ürünlerle daha çok ilgileniyor olsam da, bu roman hayatımda dev bir zayıflık yaratmıştı. Kaderimde hiç bir zaman ulaşılamayacak sevgililer zaten vardı ve böylece Yeni Hayat‘ı etrafımdaki ve bizzat kendimin tüm platonik ve melankolik aşklarına bir ağıt olarak gördüm. Üniversite yıllarımı mahvedecek o platonik aşkım yeni başlamıştı, beni şimdiden mahvediyordu ve tam o sırada okuduğum bu romandan sonra ben de roman kahramanı gibi yollara düştüm, en yakın arkadaşımla birlikte. Biliyorum, biliyorum, abartılacak birşey yok. O zamanlar başka bir sürü okuyucu da romandan etkilenip şehrileraarası yolculuklara çıkmıştı. Ben de onlardan yanlızca biriydim. Mütevazi yolculuğumzda Veli ile dört şehir gezdik. Tabi romanın baş karakterinin aksine sevdiğimin peşinde değildim, onun nerede olduğunu biliyordum, ama yine de kafa karışıklığımın çözülmesine yarar diye umuyordum. Öyle olmadı, Veli’yi Konya’da terkedip, İstanbul’a hiçbirşey çözülmemiş halde döndüm.

Yeni Hayat‘tan kısa süre sonra Beyaz Kale‘yi okudum. Kitabı Zihni’den aldığımı hatırlıyorum. Hatta Zihni’den bu romanı en az iki defa almışım yanlışlıkla. Şimdi Fransa’da yaşayan Zihni o zamanlar üniversitede son yıllarını okuyordu, bir taraftan ikinci el kitapçılık yapıyordu. Aynı evde kaldığı Ayhan ise çorap işiyle o zamandan geleceğin büyük iş adamı olacağını belli ediyordu. Tabi şimdi dönüp bakınca bunu görüyorum, yoksa o zaman nereden bileyim ki? Zihni’nin en büyük müşterilerinden biri bendim ve bana özel indirimler yapardı. Pek de param olmadığından bana özel daha da uzun süreli taksitler yapardı. Sevgili Zihni kitap işinde iflas etti, geriye ondan aldığım, yüzden fazla kitap kaldı. Toplu alımlar yaptığım için bazen aynı romandan birden fazla aldığım da olmuş, işte Beyaz Kale de onlardan biri idi. Bu roman Orhan Pamuk’un en didaktik romanıdır bence. Edebi yeteneklerini göstermesi bakımından yazarının en güçsüz olduğu romandır bu. Sanki roman değil de doğu-batı sorunsalının ele alındığı ve yeni açılımlar bulmak için çaba sarfedilen bir kültürel manifestodur. Edebi bakımlardan hoşuma gitmese de kendi kültürel kökenlerimden ve siyasi düşünüş tarzımdan yabancılaşmamın entelektüel tarihçesinde ileriye doğru atılan bir adıma yoldaşlık etmiştir Beyaz Kale….

Kara Kitap‘ı mezuniyet yılı ile sosyolojide yüksek lisansının başında bir zamanlar okuduğumu hatırlıyorum. Bence Pamuk’un en güzel romanı budur ve sık sık yeniden okumayı düşünürüm. Romanları içinde en post-modern yapıya sahip olan bu roman kaotik yapısıyla da o zaman ki entelektüel krizime paralellik teşkil etmiştir. O zamana kadar inandığım her şeye karşı topyekün bir şüphecilik, depresif bir an ve hafiften başlayan bir nihilizm günleridir o günler ve Kara Kitap da bu zamanlar güzel bir yoldaştır….Tam o zamanlar post-yapısalcılık düşünüş tarzıma sızmaya çalışmakta, antropolojiye eğilim göstermekte, kimliğime dair daha büyük bir şüphe içine düşmekte ve bir hayatı geride bırakıp Amerika’ya gitmeyi düşünmeye başlamaktayım…

Benim Adımı Kırmızı‘yı okuduğum günler. Yani mastır’ın üçüncü yılı ve Bilgi’de asistanlık yaptığım yıl. O yılın ortasında Rice antropolojiye kabul aldım; ders verme deneyimim zaten hayatıma yeni ve güzel bir boyut katmıştı ve mastır’ın ikinci yılının sonunda bir gazetede çalışmıştım. Bu da çok güzel bir deneyimdi benim için. Houston’a gitmeden önceki en güzel günlerimdir bu günler. Bu roman içindeki cinayet hikayesine rağmen bence gayet eğlenceli bir romandır. Bu romanı hiç bir zaman karanlık bir roman olarak görmemişimdir. Hatta geçmişin yeniden kurgulanmasına yeni bir boyut getirmiştir. Biraz Umberto Eco’nun Gülün Adı‘nı hatırlatsa da, kendi öznelliğini ilan etmiştir. Pamuk’un anladığı şekliyle geçmişle barışçıl ve canlı bir ilişki kurma vardır romanda ve bunun benim için bir mahsuru yoktur. Hatta yol gösterici birşeyler de vardır. Romanda geçen ve ümitvar kısımları olan aşk hikayesi özellikle bir sahnesiyle beni tahrik etmiş ve yarattığı bir mutluluk anında artık çok uzun sürelere ulaşmış platonik aşkımla temasa geçme enerjisi vermişti. Bu ümitsiz bir vakaydı ama artık çaresiz değildim.

Houston yıllarımın ortasında Kar‘ı okudum. Önceki romanlara göre tatmin edici bir edebi haz alamadım. Ama işlenen konu, işleniş biçimi ve de ampirik malzeme bakımdan sarsıcı bir romandı Kar. İçeriden birisinin aklını bir yazar nasıl bu kadar düzgün, gerçekçi ve de ikna edici bir şekilde dillendirebilirdi? Pamuk bunu yapmıştı. Bu gerçekten çalışılmış bir romandı. Bence Türk siyasetinin halini en güzel çözümleyen eserlerden biriydi bu roman (aslında Türkiye’de edebi yeteneklerin siyasi çözümlemeleri çoğu kez diğerlerinden daha başarılı olmuyor mu?). Roman boyunca içeriden insanların seslerini işittim. Roman 28 Şubat sonrasının karmaşık ve kargaşa içindeki siyasi ortamını karakterleri üzerinden cisme kavuşturmuştu. Benim için bu roman eski tarz siyaset yapımına ve aktivizmine için bir vedaydı. Pamuk’un geride bırakmasını ben de kendi tarzımda yapacaktım. Türkiye’ye dönsem bile ki döndüm de- artık hiçbirşey aynı olmayacaktı ve bildiğim siyasi oluşumlara uzak bir mesafeden bakacaktım. Houston’un kısacık karsız soğuk günlerinde bu romanı okurken eski tarz siyaset biçimlerinden özgürleşmenin rahatlamasını yaşadım ve harcanmış gençlik günlerim için hüzünlendim. Ülkeye geri dönerken hiçbir ait olamama duygusuyla bezenmiş derin bir yanlızlıkla baş başaydım…

Orhan Pamuk kozmopolitan ruhların yersizlik, yurtsuzluk, sürgünde olma hallerininin yerine evcil bir ortama aidiyet hissini koymaya çalışır. Bu ortam onun anlatımlarında İstanbul’dur ve uzun zaman onunla benim aramdaki temel farklılığın bu olduğunu düşünmüşümdür (ikimiz arasında ne gibi farklar olduğunu merak edenlerin sayısının çokluğunun farkındayım (!). İstanbul onun her romanına sinmiştir ve onun böyle güçlü bir aidiyet hissine sahip olmasını hep kıskanmışımdır. Ancak İstanbul’a döndükten hemen sonra İstanbul’la ilgili kitabını okumaya başladığımda, köksüzlük gerilimlerimin bir kısmını çözmüştüm ve kitap aslında zamanında hiç hazzetmediğim bir geçmişe hoş bir nostaljiyle bakmamı sağlamıştı. Böylece geçmişi yeniden ele almama da yardımcı oluyordu. İstanbul’da hayatımın yeni bir evresi başlayacaktı ve İstanbul’a uzun vadede yerleşmek planım olmamasına rağmen, Pamuk’un dolaştığı sokaklarda 30’lu yaşlarımda yeniden yaşamaya başlayacaktım. Geçici de olsa bir aidiyet hissine sahip olmaya hazırdım bu sefer! Bence Orhan Pamuk yazmaya devam edecek ama bu kitap onun bir yazar olarak geçirdiği hayata dair bir son söz. Ben de ondan yola çıkarak, onun romanları üzerinde hayatımın son dönemlerine bir bakıverdim.


Cevdet Bey ve Oğulları ve Sessiz Ev‘i ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum. Bunlardan ilki benden önce binlerce defa da söylendiği üzere daha lineer, geleneksel bir tarzda yazılmış olup belki de tam bu yüzden Pamuk’un en övgü alan romanı olmuştur. Tabi Türkiye’deki eleştirmenlerin çoğunun modernist gelenekten geldiği düşünülürse bu romana olan beğeni daha iyi anlaşılabilir. Pamuk ilk romanında ilk ve son kez kendini sevdirebildi, edebiyat çevrelerinin çete başlarına… Ancak Pamuk’un ilk romanından beri siyasi duruşunu pek de değiştirmediğini iddia etmek istiyorum. Her ne kadar Kar onun en/ilk ‘siyasi roman’ı sayılsa da Kar, Cevdet Bey ve Ogullari ve Sessiz Ev ile birlikte bir üçleme olmaktadır. Bu triloji Türkiye siyasi hayatının üç değişik anına yoğunlaşan bir üçlemedir. Bu romanları muhtemelen İstanbul’da olduğum yazları okudum. Her yaz olduğu gibi, muhtemelen bir aşk hikayesine maruz kalmıştım Sessiz Ev’i okurken. Bu roman 1970lerin ve 80’lerin başının siyasi karmaşasına denk gelen bir dönemi anlatıyor. Bir zamanların siyasi aktivisti olmuşluğunu arka planda taşıyarak işime geldikçe başka bir roman kahramanını içselleştirmiş o aşk acısıyla yoğrulmuş militan aktivizmi aynen hissetmiştim: Onunla ilk kez bir kafeye gittiğimizde yarım saat geçmeden gelen bir telefon üzerine eyleme koşmuş olmayı nasıl unutabilirim? Cevdet Bey hayranlarına rağmen bu romanın en az ilgi çekici romanı olduğunu söylemeliyim. Ama Türk siyasi hayatının belli başlı siyasi eğilimlerine mesafeyle bakan bizler için bu romanın geçmişe yönelik edebi tarzda yazılmış bir yol haritası olduğunu da unutmamak gerek…

Reklamlar

Ağustos 29, 2008 - Posted by | Anılar, Deneme, Erkan Saka, Orhan Pamuk, Sayı 10

2 Yorum »

  1. […] yayınlanan ama buraya daha önce koymadığımız bir yazıyı da koymuş oldum bugün. Orhan Pamuk romanları ve yakın geçmişim beğeninize […]

    Pingback tarafından Orhan Pamuk’un son romanı çıkmıştır. « Milli İstirahat | Ağustos 29, 2008 | Cevapla

  2. Orhan Pamuk ve kendisini içiçe anlattığı güzel bir deneme
    yazı oldukça doyurucu hem orhan pamuğun hem erkanın geçiş süreçlerini çok detaylı bir şekilde anlatmış

    Yorum tarafından veli | Kasım 3, 2008 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: