Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

MODERN BİR HIZIR HİKAYESİ: DOGVİLLE

 FERDİ AMCA

Her şey Grace’nin(Hızır) Musa’nın önündeki kemiği almasıyla başlar. Grace gelmeden önce Dogville kendi halinde, sıradan insanların yaşamlarını sürdürdüğü yoksul ve mütevazı bir kasabadır. Hatta bu kasaba için şirin sözcüğünü kullanmak aşırılık telakki edilmemelidir. İçinde bulundukları şartlar dikkate alınır ve aynı standartlara sahip diğer kasabalarla kıyaslanırsa Dogvillelilerin kültürlü oldukları bile söylenebilir.

      Kasabayı tüm ayrıntılarıyla betimleme – hem yazının amacını aşacağından hem de filmin yönetmeni Lars Von Trier’e haksızlık olacağından – gereğini duymuyorum.

      Hızır Grace’nin kılığına girip Dogville’ye gelmeden önce kasabada her şey olağan akışı içerisinde seyretmektedir. Kimsenin durumunda bir değişiklik yapmaya niyeti yoktur. Tom’un deyimiyle kasabalıların “Aslında kabul edebilecekleri bir şeye ihtiyaçları olduğunu kabul etme sorunu var(dır). Elle tutulur bir şey; örneğin bir hediye.”

      Will haklı olarak sorar:

      “Tanrı aşkına, neden gelip biri bize hediye versin?”

      Will, kafası pek çalışmayan bir gençtir. Fakat beyninin tartıda üç beş gram az çekmesi onun ara sıra hikmetli sorular soramayacağı anlamına gelmez.

      Tom:

      “Bilmiyorum. Bunun için biraz düşünmem gerek.” diye yanıtlar Will’i.

     Düşünmek için temiz havaya ihtiyacı vardır. Dışarı çıkar ve bir banka oturur. Ünlü romancılar arasında isminin anılacağı günlerin hayalini kurarken birden kalabalıklar önünde uyuyakalır. Tom uyuyalı neredeyse yarım saat olmuştur. Musa’nın havlamasıyla uyanır. Tehlike çok yakındadır. Musa gerçekten ciddiye alınması gereken bir güçle karşı karşıya gelmiştir. O eğer hırıltılı bir şekilde havlamasaydı ya da Grace köpeğin önündeki kemiği almasaydı Tom uyanmayacak, belki de Tanrı’nın gönderdiği bu cömert hediyeden mahrum kalacaktı. Daha da kötüsü, Dogville’nin maskesi düşmeyecek, ne insanlar ne de Musa o maskenin arkasına gizlenmiş gerçek yüzleri göremeyecekti.

      Hikayeyi bilmeyenler için tekrar başa dönmemiz gerekir. Film kasabanın tanıtıldığı giriş bölümü ile dokuz episoddan oluşmakta.

 

Episod 1: Hızır, bir grup silahlı gangsterden kaçan güzel ve bakımlı bir şehirli kız kılığında Dogville’ye gelir. Sığınacağı bir yere ihtiyacı vardır. Üstelik fena halde acıkmıştır. Açlığını yatıştırmak için Musa’nın önündeki kemiği (balığı) alır. Bu durumdan rahatsız olan Musa rahatsız olur ve gürültü yapar. Musa’nın sesine uyanan Tom, Grace’i fark eder. Onun gökte aradığı hediyeyi Tanrı adeta getirip kucağına bırakmıştır. Tom, Grace ile tanışır. Ona yardımcı olmak için kasabalıları misyon evinde düzenledikleri toplantıda ikna etmeye çalışır. (Aslında bu yardım girişimi yazarın salt kendi egosunu tatmin etmeye yöneliktir. Niyeti tezini Grace’yi kullanarak ispat etmektir.) Dogville sakinleri Tom’un çabalarıyla Grace’ye iki haftalık süre tanır. Kasabalılar Grace’ye fırsat vermiştir. Şimdi o, günde sekiz saat kasabalılar için çalışarak sunulan fırsatın karşılığını ödeyecektir. İki hafta içerisinde kendisini sevdirirse kasabada kalmaya devam edebilecektir.

 

     Episod 2: Grace Tom’un planını uygulamaya koyar ve çalışmaya başlar. Baharın ilk günü Grace’nin de çalışma günüdür. Grace kasabalılara kendini sevdirmeye çalışır.

      Episod 3: İki haftalık süre biter. İlginçtir, misyon evinde toplanan kasabalılar Grace’nin kalmasını isterler.

 

      Episod 4: Kasabalıların yüzlerindeki maske hala durmaktadır. Masumiyet ses tonlarından akmaya devam eder. Ne ki maskelerini çıkarmaları an meselesidir. Madalyonun iki yüzü arasındaki mesafe aslında o kadar kısadır ki eşyanın hakikatini kavrama noktasındaki acziyetimiz aradaki mesafeyi uçuruma dönüştürmektedir.

 

     Episod 5: Grace’nin arandığına dair ilan kasabalıların yüzlerindeki maskeyi biran olsun aralar. Grace’nin çalışma saatleri arttırılır, maaşı azaltılır. Tacizler başlamıştır.

 

     Episod 6: Bu, Dogville’nin dişlerini göstermeye başladığı bölümdür. Ses tonlarında masumiyet yoktur artık. Tacizler tecavüze dönüşür.

 

      Episod 7: Uğradığı tecavüze dayanamayan Grace dayanamaz ve kasabadan kaçmaya çalışır. Ancak kasabalılar ona tuzak kurmuşlardır. Kaçma girişimi başarısızlıkla sonuçlanır.

 

      Episod 8: Grace kasabalılar tarafından zincire vurulur. Artık kaçamayacaktır. Onun zincirlenmesi erkeklerin işini daha da kolaylaştırır. Bu arada Tom, gangsterlerden aldığı kartviziti atmaya cesaret edememiştir. Grace’nin yerini telefonla onlara bildirir.

 

     Episod 9: Gangsterler gelir ve Dogvilleliler yaptıklarının faturasını canlarıyla öderler. Film sona erer.

 

      İnsanların aklına şu düşünce gelebilir: “Dogvilleliler içinde bulundukları şartlarda ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Ölmeleri gerekmiyordu.”

      Bu düşünce şöyle çürütülebilir: “Ama ellerinden gelenin en iyisi yeterince iyi mi?”

      Peki, yaptıkları affedilemez miydi? Onlara ikinci bir şans verilemez miydi?

      Gerçekten içinde bulundukları şartların kurbanı olsalardı bu mümkündü. Fakat onlar, kusmuklarında boğulan o zavallı insanlar yaptıkları kötü eylemlerin cezasını çekmeliydi ve eğer birinin her şeyi düzeltecek gücü varsa bunu yapmak onun (Grace) görevi olmalıydı. “Diğer kasabaların iyiliği için, insanlığın iyiliği için ve en önemlisi Grace gibi, herkes gibi insan için…” Aynı şeylerin bir daha yaşanmamasını kim garanti edebilirdi!?

     “Nihayet bulutlar aralandı, ayın parlamasına izin verdiler. Sanki daha önce merhamet dolu ve solgun olan ışık sonunda kasaba için saklanmayı reddetmişti. Işık artık binalardaki tüm yarıklardan içeri giriyor ve insanların içine işliyordu.” Değil çıkardıkları maskelerin altındakileri görmek, insanların kalplerindekini bile okumak mümkündü. Dogville’nin kendi eylemlerinin faturasıydı bu.

     Kasabada hiç mi masum insan yoktu. Ya kadınlar ve çocuklar? Kadınlar da pekala biliyorlardı ki özgürlüğün olduğu yerde masumiyeti aramak vehlene bırakılmış tarladan hasat kaldırılacağını iddia etmek kadar saçmadır. Çocuklar ise şanslıydı: Yaşamalarına izin verilseydi eğer kısır döngünün bir parçası olmaktan kurtulamayacaklardı.

      Musa’ya gelince; onun yaşamasının iki nedeni var: Öncelikle bu yolculuğa çıkmak kendi düşüncesi değildi. Görmemesi gereken şeylere tanık olduysa bu Tanrı’nın dileğiyledir. İkinci olarak; Musa da ölseydi hikmetle dolu bu hikayeyi kim anlatacaktı bizlere. Evet, Musa yaşıyordu. Mucizeydi bu!

Reklamlar

Mart 18, 2007 - Posted by | Ferdi Amca, Sayı 9, Sinema

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: