Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

FABRİKA

ÜMİT YAŞAR ÖZKAN

Metruk fabrika semtin en yaşlı sakiniydi, çocuklar civarında oynar, örtük pencerelerini taşa tutar, yetişkinler yanıbaşından geçerken dalgın dalgın kör bacalarını süzerdi. Bir zamanlar bir işe yaramış olmalıydı, o ‘bir zamanlar’ dan kimse kalmadığı için söylenceler gemi azıya almıştı, bini bin paraydı efsanelerin, üşengeçlik yada korkaklık ne derseniz deyin; fabrikanın içine girip orda bir zamanlar ne olup bittiğini öğrenmeye heves etmemişti kimse, belki gizliden gizliye şöyle düşünüyorlardı:’ fukara semtimizin en işlek söylence üreticisi bu metruk fabrika, içeri girersek bir avuç paslı cıvatadan başka bir şey bulamayız, işleyen son hayalhaneye kilit vurmaya da mecbur kalırız. Başkaları ne düşünürse düşünsün Çeto’yla ben burayı ziyaret etmeyi kafaya koymuştuk, içeri girip küçük bir keşif gezisi yapmak istiyorduk, ketumdu, bu yüzden vaatkar geliyordu bize; şehrin kenarına bırakılmış paslı, bozuk bir oyuncak gibiydi, Çeto’yla ben küskün, kırık oyuncakların gizlerini kurcalamaya bayılırdık, başkaları gibi onları uzaktan seyretmek, küçük hayal gıcıklanmaları yaşamak yetmiyordu bize: dokunmalı, parçalara ayırıp sonra yeniden birleştirmeliydik, başına ve sonuna dair başka masallar uydurmalıydık.

Bir sabah Çeto yüzünde ‘maceraya hazır ol’ ifadesiyle kapıda belirince o günün geldiğini anladım. Şafak atarken tel örgülerini aştık ve yapının kapılarına dayandık(şimdi bütün bunları yazarken ortak bir tarz tutturmaya çalışıyorum şairane bir serüven havası vermek istiyorum, böylece ikimizin niyetlerine dair okuyucuyu aydınlatabileceğimi umuyorum.) Kapılar çok direnmeden açıldılar. Çeto’nun defteri arka cebinde benimki göğüs cebimde dürülüydü, elimizde kalemlerimiz en beklenmedik imgeleri zıpkınlamak üzere bekliyorduk ama içeri girdiğimiz anda tedbirimiz şaştı.

İçerde kesinlikle bir avuç paslı cıvatadan daha fazlası vardı: Fabrika sükut içinde yaşamaya devam ediyordu, kendi fosforlu aydınlıklarında bekleyen pistonlar, vinçler ve çarklar az sonra çalışmaya başlayacaklarmış gibi fabrikanın tozlu boşluğunda donup kalmışlardı. Bu Nuh Nebi’den kalmış makineler bir zamanlar ne işlemişlerdi? İlkel bantlara neler dizilmiş, tuhaf biçkiler neyi dilimlemişti? Bu teknolojiyle herhangi bir tanışıklığımız yoktu bizim, tedavülden kalkmış dişlilerin bir zamanlar söyledikleri şarkıyı duymak artık imkansızdı ama duvarlarda unutulmuş bir manifestonun hükümlerinden bölük pörçük parçalar kalmıştı, onları okumaya başladık:

‘EMEĞİN KUDRETİ ŞUUARLTINDA GİZLENİR’

 

‘RÜYALARINIZ ADINA ÇEVİRİN ÇARKLARI.’

 

‘DÜŞ KURMAK! KİMİN İÇİN? İŞÇİLER DÜŞLERİNİZ ‘SİZ’E AİTTİR”

 

Sessizliği bozup içtihad kapısını açan Çeto oldu: ‘-Hocam bence adam şair olmak isterken mültimilyarder olmuş, talihin tuhaf şakasına bir karşılık vermek için kurmuş bu fabrikayı, yani burada gördüğün ne varsa şakadır, şiirdir, herif fabrika parodisi yapmış’ çok uzun zamandan beri bir faninin dudaklarından dökülen kelimeleri duymayan makineler ürperdiler(gerçekten!) Çeto’nun yorumuyla beraber sessizce, sezdirmeden değişivermişti içerisi. Şimdi makinelere bakınca onları arkadaşımın yorumladığı gibi görüyordum, sanki fabrika onu doğrulamak için çehre değiştirmişti: çarklar sırıtıyordu motorlar eğer çalışsalardı

 

vezinli bir vızıltı kaplayacaktı ortalığı, gözüm levhalardan birine takılınca daha da şaşırdım, levhalar bile değişmişti: ‘İŞÇİ, SOMUT VE SAF ŞİİRİN TEK YARATICISIDIR.’ Hadi diyelim ki levhalar ışığın aksine göre değişiyorlardı, ya diğerleri,onları nasıl açıklayacaktık? Çeto bu değişimden memnundu ama ben sırrın kendini bu kadar kolay ele vermesine razı değildim, ne olursa olsun ben de cevherimi yumurtladım: ‘Bence makinelerin aksamlarına zaman dışı bir hüviyet verilmiş, bu yüzden bize yabancı hepsi, hiç bir zamana ait değiller, bak… ‘ baktı, baktım etrafımızı kuşatan gerçeklik yine aniden değişivermişti ve bu sefer benim söylediklerimi doğruluyordu her şey, çarklar zamansız bir dönüşe hazırdılar. İşte şimdi meseleyi çözer gibi olmuştuk, fabrika en tuhaf arzuları ve en şahsi yorumları işliyordu tabii iki kişinin paylaşamayacağı bir tılsımdı bu Çeto’yla kendimizi bu tılsım üzerinde oynamaya kaptırdık, fabrika gözlerimizin önünde kılıktan kılığa giriyor, her seferinde tam motorlar istime hazırken ikimizden birinin yeni yorumuyla yeniden baştan aşağı değişiyordu, bir an düşündüm: ‘demek ki semtin insanları ürkek masallarla çizdiler fabrikanın sınırını, yıllarca uysal söylentilerin hükmünde kaldı makineler, ikimiz bu hükümleri geçersiz kıldık. ‘Ben böyle düşünürken Çeto kırkıncı kapıyı açtı.

Son söylediklerini işitememiştim bu yüzden karşımızda beliren kızın nasıl ve neden ortaya çıktığını anlamadım, bu güzelliğin fabrikanın ortasında belirmesi benim için tedirginlik vericiydi Çeto için sorun yoktu o güzellik nerede zuhur ederse etsin yadırgamaz alır bağrına basardı hem büyük ihtimalle kız onun düşüydü. Üç kişilik bir sessizliğin ortasında bekliyorduk, makineler son aldıkları şekilde donmuşlardı, çarklar metalik bir baharda açan gri çiçekleri andırıyordu, levhalardan birini sessizce okudum:

 

‘DÜŞLEYİN GÜNIŞIĞINI VE İŞLEYİN İLKYAZI’.

 

Çeto düşüne odaklanmıştı, kendi küçük devrimini yaptığına göre bana iki seçenek kalıyordu: ya umutsuz bir karşı devrim hareketine girişecek ya da zararsız bir düş yorumcusu olarak fabrikanın son ve nihai biçimine dair aylak aylak düşünecektim. Çeto gülümseyen kıza doğru ilerlerken sırtımı döndüm, çarklara baktım, sadece çarklara benziyorlardı, levhalar bomboştu.

 

Reklamlar

Mart 17, 2007 - Posted by | Ümit Yaşar Özkan, Hikaye, Sayı 9

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: