Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

BİR İŞ ADAMININ YAZARLIK DENEMESİ

ÇETİN TANKOÇ

İlk teklif bana E. Hoca’dan geldi desem herhalde yalan olur. Valla ne söyleyeyim bu dergiyi ilk gördüğümde her ne kadar ucuz bir dergi görünse de bir dergide yazıyor olmak düşüncesi heyecanlandırdı beni. Ve teklifi önce E. Hoca’ya ben yaptım, geçmişime öykünerek. Öğrencilik yıllarımda hep yazar olmak istemiştim. Ama gel gör ki hayat; herkese olduğu gibi bana da sillesini vurdu. Yazar olarak başladığım öykümden iş adamı olup çıkmıştım. Ve simdi hayallerimi tam karşılığı olmasa da önüme bir fırsat çıktı. Bunu kaçırmamalı dedim kendi kendime. Yazarlık denemelerimi ve ne kadar usta bir yazar olduğumu bu dergide başlayacağım yazılarım ile ispatlayabilir hatta belki de gelecekte büyük gazetelerden köşe yazarlığı teklifleri bile alabilirim. Aman Allah’ım hayali bile beni heyecanlandırıyor. Ekonomik durumum çok kötü olmadığından maddi getirisinden ziyade adımın büyük gazetelerden birinin köşesinde yazar olarak geçmesinin bana vereceği mutluluğu düşündüm de…. Tekrar heyecanlandım.

İşte o anda her şey ve hiçbir şey anlamlı gelmiyordu bana. (Bu cümlemle post modern bir edebiyat yapmaya çalıştım, herkes istediğini anlayabilir.) Oysa uzun yolculuklarım boyunca hangi romanı nasıl yazacağıma ve hatta nasıl bir cümle ile başlayacağıma dair ne çok hayal kuruyordum. Al işte kendimce yazacak o kadar çok konusu olan ben şimdi bir sayfayı dolduracak bir konu bile bulamıyordum.

Aslında yazacak konu bulamamamın sebeplerinden biri okuyacak kişilerin yazıya olan ilgisi ve eleştirileri. Yani henüz daha kurduğum cümlelerin Türk dil kurallarına uygun olup olmadığını dahi kestiremeyen ben yazarlık yapıyorum. Ve şimdi eğer editör bu yazımı yayınlarsa ki kendi ismi ile yayınlayacağına söz verdi, umarım okuyucular cümle düşüklüklerinden dolayı yazıyı çok eleştirmezler. Ama yazı editörün adı ile yayınlanıp benim kim olduğumu bilmeyeceklerine göre heyecan yapmama gerek yok. Valla düşündüm de, şu editör çocuk akıllı bir çocukmuş diyesim geldi içimden. Aferin sana editör. Beni ancak böyle bir gizli cesaret yazı yazmaya itebilirdi. Böylece bütün alacağım iyi eleştirileri kendime kredi olarak alabilir, eğer yazdığım yazı okunmayacak kadar kötü ve edebi değeri olmayan bir şey ise bunu da editöre yıkabilirim. Ama yazacağım yazı editörün adı ile yayınlanacak olsa da öncelikle bir konu bulmam gerekiyor.

Şeytanın birinci fitnesi; yazı gerçekten de çok kötü olmuşsa, editör dergideki diğer arkadaşlara bu yazıyı kimin yazdığını fısıldayabilir. Ne kadar güvenebilirim ben bu editöre. Zor zamanlarda adam satar mı?

Sırf bana söz verdiğinden dolayı ve derginin yeni çıkacak baskıları için benden ekonomik destek almak için yazıyı yayınlayabilir. Hem de yazıyı kendi adı ile de yayınlayabilir. Ama iki yüz tane okuyucusu olan bir dergideki herkese gayet kolaylıkla bu yazının kime ait olduğunu da masa altından ulaştırabilir. Gerçi editör ile aynı sofrada yemek yedim, ama ne birlikte yolculuk yaptım, nede ticaret. Gerçi uzun yıllar aynı ideolojik çevre içinde yer aldık, ama aynı çevre içinde yer alıp ticaretine güvendiğim böyle bir sürü arkadaşımdan da kazık yedim. En acısı 30 bin dolara patladı bana. Şimdi bu editöre güvenip el aleme yazar diye rezil olmak ta var.

O halde öyle bir yazı yazmalıyım ki kimse bu yazıyı benim yazdığımı anlamamalı. Hatta o hoca bozuntusu bile! Böylece eğer editör bana ihanet edip saman altından benim kimliğimi ifşa etse bile kimse ona inanmaz. Evet evet ben yinede yazacağım yazıda çok dikkatli olmalı ve editörün beni aleme maskara etmesine izin vermeyecek şekilde yazmalıyım yazımı.

Aklıma yazacak bir konuda gelmiyor.

Bu arada şu ana kadar yazdıklarımı okudum. Çok da beğendim… Ben hakikaten iyi yazıyorum diyesim geldi. Emin olmak için yazdıklarımı eşime okudum o da beğendi.

Şeytanın ikinci fitnesi; ya bu yazdığım yazı gerçekten de okuyucular tarafından çok beğenilirse… Hımm… yazı zaten bizim editörün adı ile çıkacak. Dolayısı ile bütün övgüleri o alacak. Adam böyle bir durumda yazıyı benim yazdığımı okuyuculara söyler mi? Böyle bir şeyi söylese bile okuyucular ona inanır mı? Belki de onun alçak gönüllülük yaptığını düşünecekler. Hani editörümüzün böyle kendini beğenmiş bir alçak gönüllülüğü de yok değil. Acaba yazıyı kendi ismimle mi yayınlatsam? Ya kafam allak pullak oldu.

Reklamlar

Mart 8, 2007 - Posted by | Çetin Tankoç, Deneme, Sayı 8, Uncategorized

1 Yorum »

  1. merhabalar ben özlem sizin yerinizde olsaydım yazılarımın altına kendi adımı imzalardım.İnsan kendi çocuğunun güzelliği ile iftihar ediyorsa,kötü yanlarınıda bilip,düzeltmek istemezmi?(Büyük bir cesaretle kendi adı ile.)merak ediyorumda Çetin TANKOÇ,az önce okuduğum güzel bir başlanğıç olan bu yazının, gerçekten babasımı? Yoksa derginin editörümü?…Kime teşekkür edelim.?

    Yorum tarafından ÖZLEM | Temmuz 17, 2007 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: