Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

LALE MÜLDÜR: ‘Bugün ‘afazyak’ oluşum benim tam bir şair olduğumu gösteriyor’…

Bir Perşembe öğleden sonrası şansı yaver giden iki İstirahat elemanı , Deniz ve Ümit; Türk Şiirinin tartışmasız kraliçesi, kozmik şair Lale Müldür ile Beyoğlu’nun bir kültür kafesi olan Dulcinea’da buluşur..

Lale Müldür’e ‘afazi durumu’, son şiir kitabı ’Ultrazonda ultrason‘ , romanı ‘Bizansiye’ ve film projesine dair yönelttiğimiz sorularda bizi içtenlikle yanıtladığı bu güzel söyleşi için Milli İstirahat ekibi adına aynı içtenlikle teşekkürü borç biliyoruz…- Okumaya devam et

Reklamlar

Mart 8, 2007 Posted by | Ümit Yaşar Özkan, Lale Müldür, Melis Şen, Sayı 9 | 5 Yorum

İSTANBUL’DA II. LALE DEVRİ -NASIL BAŞLADI?-

Melis Şen

İş yeri; iş yasası, iş insanı..Her şeyin işlemek zorunda olmasının merkezinde kurulan ofislerden biri; yalın; temiz, zevkli ve sade bir ofis, üstelik burada az kişi çalışıyor..Az kişi çalışıyor demek az kişi konuşuyor demek, az kişi yargılıyor demek, daha az tasa demek bu daha az rahatsızlık ve daha fazla anlamsızlık..Tıpkı sevdiğim gibi, her şey yolunda demek..

Pazartesileri gidiyorum, kimse benim oradaki varlığımı sorgulamıyor.Anlaşmamız böyle zira,bir ay için kendine geçici bir sığınak bulmuş ıslak bir kedi yavrusu gibiyim..Bu barakada nefes alıp verirken yaşamın üzerimde bıraktığı izlerin hassas tenimde sebep olduğu renk değişikliklerini gözlemlemem, kendimi anlamam için ideal bir zaman. Parasız yatılı ekolüne dahil olamadık ama, usta bizi affetsin, parasız çalışanlar ekolüdür devrimiz , ve biz kuşkuyla şüpheyle benliklerinde güve kemirikleri olanlar, bedava çalışmaya bile kendimizi bir anlığına unutmak niyetiyle razı olabiliriz.

En zayıf halkamızdır bu razı geliş; ve sistem en zayıf halkamızdan yakalar bizi ; esrik lodosların önüne katar.

Adam Miekewicz adlı şair; o olmasaydı Lale Müldür‘le tanışmam mümkün olmayacaktı. Tanrıya binlerce kez şükürler olsun ki, İstanbul’a düşmüş yolu bundan yüzyıllar önce.. Artık gerekli gereksiz şükretmektir almış başını gidiyor diyecek olursam dilimi azı dişlerimin arasına alıp sıkıştırıyorum ve kalbimin mühürlendiği bir yıl boyunca kabus dolu dakikalarımı hatırıma getiriyorum.. Okumaya devam et

Mart 8, 2007 Posted by | Deneme, Lale Müldür, Melis Şen, Röportaj, Sayı 9 | Yorum bırakın

Lale Müldür ile görüşmüştü Milli İstirahat….

lalemuldur.gifLALE MÜLDÜR İSTİRAHAT’TE!

“İnsan şair olmayı seçmez.. bir düşüştür bu.. Kutsal bir düşüştür aynı zamanda… Bu düşüşten sonra şair yıkılmaz kendini toparlarsa şair olabilir. Yıkılırsa da kaybedenlerden biri olmaya mahkumdur..

Şairlerin bir çoğu, kırkından önce ya ölür, delirir veya başka bir ülkeye sürgün edilir.. Başka bir kader yoktur şairler için. Onun için büyük bir cesarettir şair olmak aslında.. “

Mart 8, 2007 Posted by | Ümit Yaşar Özkan, Lale Müldür, Melis Şen, Sayı 9, Uncategorized | Yorum bırakın

BİR İŞ ADAMININ YAZARLIK DENEMESİ

ÇETİN TANKOÇ

İlk teklif bana E. Hoca’dan geldi desem herhalde yalan olur. Valla ne söyleyeyim bu dergiyi ilk gördüğümde her ne kadar ucuz bir dergi görünse de bir dergide yazıyor olmak düşüncesi heyecanlandırdı beni. Ve teklifi önce E. Hoca’ya ben yaptım, geçmişime öykünerek. Öğrencilik yıllarımda hep yazar olmak istemiştim. Ama gel gör ki hayat; herkese olduğu gibi bana da sillesini vurdu. Yazar olarak başladığım öykümden iş adamı olup çıkmıştım. Ve simdi hayallerimi tam karşılığı olmasa da önüme bir fırsat çıktı. Bunu kaçırmamalı dedim kendi kendime. Yazarlık denemelerimi ve ne kadar usta bir yazar olduğumu bu dergide başlayacağım yazılarım ile ispatlayabilir hatta belki de gelecekte büyük gazetelerden köşe yazarlığı teklifleri bile alabilirim. Aman Allah’ım hayali bile beni heyecanlandırıyor. Ekonomik durumum çok kötü olmadığından maddi getirisinden ziyade adımın büyük gazetelerden birinin köşesinde yazar olarak geçmesinin bana vereceği mutluluğu düşündüm de…. Tekrar heyecanlandım.

Okumaya devam et

Mart 8, 2007 Posted by | Çetin Tankoç, Deneme, Sayı 8, Uncategorized | 1 Yorum

DEMİR PARALARIM

ÇETİN TANKOÇ


camdan alıyordum gözlerini

senden habersiz ve tabii mavi

taşıyordum gözlerini bir sır gibi

senden ve herkesten saklayarak

kirli gömleğimin cebinde

yoksulken ve akşamları işten sonra

top oynarken

en kıymetli demir paralarım gibi

bütün çocukluğumun yüzünü siliyorum

tırnaklarımı taşa sürterek

ıssız şadırvanlarda

ve bahçe duvarlarında

Mart 8, 2007 Posted by | Çetin Tankoç, Sayı 8, Şiir | Yorum bırakın

Veli’den

VELİ GEDERET

Konya Ereğli’den selamlar…

Mart 8, 2007 Posted by | Uncategorized | Yorum bırakın

YOLDA

İPEK TAN ÇELEBİ

Duraklarda iniyordun

İnsanları bir seviyor bir sevmiyordun

İnsanların sevilecek zamanları, sevilmeyecek zamanları vardı

Sevecek zamanlar, sevmeyecek…

Bazen hiçbiri yoktu, tahammül yoktu.

Sen şiirler yazmak istiyordun

Hayat önüne başka deadlinelar koyuyordu

Bir dize arıyordun

İyi ki arıyordun

İyi kötü sözler hep o dizenin hatırına söyleniyordu

Mart 8, 2007 Posted by | Sayı 8, Şiir, İpek Tan Çelebi | Yorum bırakın

eto ve fanon…

eto.jpgETO’YA SELAM, İSTİRAHAT’E DEVAM

–Bak, arkadaşım, renk önyargısı benim hiç anlam veremediğim bir şey… Ah, tabii, buyurun bayım, aramızda renk saplantısı olan kimse yok… Zenci de, olup olacağı bizim gibi bir insan nihayet… onun bizden daha az zeki olması derisinin renginden ileri gelmiyor… Ordudayken Senegalli bir arkadaşım vardı, herifin ne kadar zeki olduğunu, oooh, bir görecektiniz!…

— Zenciye bak, anne, Zenciye!… Hişt, şimdi kızacak!… Ah, kusura bakmayın bayım, sizin de bizim gibi medeni bir insan olduğunuzu bilmiyor…

Vücudum, yayından boşalmış gibi gevşer, dağılır, renkten renge girer ve bu beyaz kış günün ortasında bir yas anıtı gibi donup kalırım orda. Bir hayvan türüdür Zenci, aşağılık, alçak bir yaratıktır o, bir Zenciden daha çirkini düşünülemez; Zenciye bak, Zenciye! Hava soğuk,Zenci titriyor, Zenci titriyor, çünkü hava soğuk, küçük oğlan titriyor, çünkü korkuyor Zenciden, Zenci titriyor soğuktan, soğuk kemiklerinize işliyor, siz titriyorsunuz, küçük şirin çocuk titriyor korkudan, çünkü sanıyor ki, Zenci titriyor öfkeden ve soluyor burnundan ve annesinin kollarına atılıyor küçük beyaz oğlan: beni yiyecek, anne, kara adam yiyecek beni.

Her yandan beyaz adamla çevriliyim, yukarıda gök yarılıyor orta yerinden, ayaklarımın altında yer sarsılıyor ve bir yerlerde beyaz bir şarkı, her yerde beyaz bir şarkı çalınıyor. Beyaz, beyazlık, beyaz, beni öfkeden kireç gibi ağartan, kireç gibi yakan beyazlık…

Ateşin yanında oturuyor ve derimi inceliyorum, postumu. Daha önce hiç dikkatimi çekmemiş sanki, ne kadar da çirkinmiş meğer. Ama bir an duraksıyorum: kim söyleyebilir bana güzelin ne olduğunu?

Nereye sığınacağım, bundan böyle? Beynime kan hücum ediyor, vücudumun her yanında varlığı açıkça hissedilebilir kabarmalar oluyor. Öfkeden patlayacağım şimdi. Nicedir ateşi sönmüştü, şimdi yeniden titriyor Zenci.

–Zenciye bak, nasıl da yakışılı!

–Zenci kadar taş düşsün başınıza, bayan!

Frantz FANON, Siyah Deri Beyaz Maske, Sy: 142-143

Mart 8, 2007 Posted by | Alıntılar, eto, frantz fanon, Sayı 8, Uncategorized | Yorum bırakın