Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

Ölümüm Üzerine Notlar

İPEK TAN ÇELEBİ

I.

Yaşamanın zor olduğuna karar verdim

Madem yavaş yavaş ölüyorduk

Ben biraz çabuk davrandım

Kendimi öldürdüm.

Okumaya devam et

Reklamlar

Mart 18, 2007 Posted by | Sayı 9, Şiir, İpek Tan Çelebi | Yorum bırakın

MODERN BİR HIZIR HİKAYESİ: DOGVİLLE

 FERDİ AMCA

Her şey Grace’nin(Hızır) Musa’nın önündeki kemiği almasıyla başlar. Grace gelmeden önce Dogville kendi halinde, sıradan insanların yaşamlarını sürdürdüğü yoksul ve mütevazı bir kasabadır. Hatta bu kasaba için şirin sözcüğünü kullanmak aşırılık telakki edilmemelidir. İçinde bulundukları şartlar dikkate alınır ve aynı standartlara sahip diğer kasabalarla kıyaslanırsa Dogvillelilerin kültürlü oldukları bile söylenebilir. Okumaya devam et

Mart 18, 2007 Posted by | Ferdi Amca, Sayı 9, Sinema | Yorum bırakın

FABRİKA

ÜMİT YAŞAR ÖZKAN

Metruk fabrika semtin en yaşlı sakiniydi, çocuklar civarında oynar, örtük pencerelerini taşa tutar, yetişkinler yanıbaşından geçerken dalgın dalgın kör bacalarını süzerdi. Bir zamanlar bir işe yaramış olmalıydı, o ‘bir zamanlar’ dan kimse kalmadığı için söylenceler gemi azıya almıştı, bini bin paraydı efsanelerin, üşengeçlik yada korkaklık ne derseniz deyin; fabrikanın içine girip orda bir zamanlar ne olup bittiğini öğrenmeye heves etmemişti kimse, belki gizliden gizliye şöyle düşünüyorlardı:’ fukara semtimizin en işlek söylence üreticisi bu metruk fabrika, içeri girersek bir avuç paslı cıvatadan başka bir şey bulamayız, işleyen son hayalhaneye kilit vurmaya da mecbur kalırız. Başkaları ne düşünürse düşünsün Çeto’yla ben burayı ziyaret etmeyi kafaya koymuştuk, içeri girip küçük bir keşif gezisi yapmak istiyorduk, ketumdu, bu yüzden vaatkar geliyordu bize; şehrin kenarına bırakılmış paslı, bozuk bir oyuncak gibiydi, Çeto’yla ben küskün, kırık oyuncakların gizlerini kurcalamaya bayılırdık, başkaları gibi onları uzaktan seyretmek, küçük hayal gıcıklanmaları yaşamak yetmiyordu bize: dokunmalı, parçalara ayırıp sonra yeniden birleştirmeliydik, başına ve sonuna dair başka masallar uydurmalıydık. Okumaya devam et

Mart 17, 2007 Posted by | Ümit Yaşar Özkan, Hikaye, Sayı 9 | Yorum bırakın

NURAYIN GÖZLERİ

Çetin TANKOÇ

soğuk karyolada

kahverengi gecelik

sabah yemyeşil bir aşkın kanı damarlarımda

testereye vurulmuş kuru bir dal

bir intihar gibi

çocukluktan kalma bir düş, bir iz

nurayın gözleri

tıpkı geceyi aydınlatan bir elin

paslı bir makası tutuşu gibi Okumaya devam et

Mart 17, 2007 Posted by | Çetin Tankoç, Sayı 9, Şiir | 1 Yorum

GEÇ/KİN

Çetin TANKOÇ

süsleyerek süslenerek cemiyet ederek

alıp sevgilimi bir erkekle karanlığın koynuna

seriyorlar tığla örülmüş etini

bir beyazın hareketli düzlüğüne

kıyamadığım tenini

sert ve hisli eti coşturmak için

bir gecenin ilk’inde

bütün olan bu.

eğilerek bükülerek küserek

geçiyorum koşuyorum kaçıyorum

göllerden kalelerden şehirlerden

bir ses bütün yolları kesiyor

saçıyorum eteklerinden kendimi

gözlerim açık

Mart 17, 2007 Posted by | Çetin Tankoç, Sayı 9, Şiir | Yorum bırakın

ah o sihirli kelime

Ferdi AMCA

mukaddime

solgun gecenin hüznüdür
delalet yalnızlığıma geride bıraktıkların
külüdür bu bendeki ten
senden bana yadigar
ne hacet
desem ki dönmelisin sevgili
yazık yok bende
çarkı geriye çevirecek ne bilek ne yürek


Okumaya devam et

Mart 11, 2007 Posted by | Ferdi Amca, Sayı 9, Şiir | Yorum bırakın

YAĞMURLUK İÇİN YAĞMURSUZ GÜN

Bilal KILINÇASLAN

 

 

Yıl 2005 saatler gece yarısını gösterirken leylak rengi boyalı duvarın hemen yanındaki kapı çalınır. Tık tık tık. Üç kere daha fazla değil ve kapı vuruşları halsiz bir insanın gücünün son kırıntılarını harcadığını gösterir niteliktedir. B. yerinden yavaş yavaş kalkar, leylak boyalı duvarları geçerek kapıya ulaşır, elini kapının koluna uzatır. Elini uzatmasıyla çekmesi bir olur. Çünkü eline elektrik çarpmıştır. Ha ha. Şaka yaptım ya öyle şey olur mu kapıya en yakın elektrik teli on kilometre uzaktadır. Açar kapıyı açmasına da kapı da kimseyi göremez. Etrafına bakınır bakınır da bakınır. Koridora çıkmayı düşünür ancak apartmanda ki aileler- mutlu mesut karılarının her an kendilerini aldatacağını düşünen kocalar, bulaşık yıkamaktan, yemek yapmaktan kocalarını aldatmaya mecali kalmayan kadınlar, ah bu çocuklardan bize koca olur mu diyen genç kızlar, anne bu çocuklar kim diyen veletler falan filan- beni koridorda görür de acaba acaba diye kafaları karışır ve ellerinde satırlarla dışarı çıkarlar, bütün binanın huzuru kaçar diye B. çıkmaz koridora. Orada öylece beklerken birden bire bir fısıltı yükselir.- Ya fısıltı yükselir mi kardeşim- eğer fısıltı alt taraflardan bir yerlerden geliyorsa burada kullanılacak en iyi kalıp fısıltının yükselmesi tabiridir. – Ben var ya ben her şeyi bilirim kelimeleri bütün bütün eklerine köklerine ayırabilirim!- sonra B. gözlerini sesin geldiği yöne indirdiği zaman birde ne görsün, F. ve S. Bir milimetrelik insancıklara dönüşmemişler mi? Orada kapının ağzında yazdıkları şiirlerden ve öykülerden dem vurarak- B.’nin kapı çalınması sandığı şey bu olsa gerek- zır zır da zır konuşup duruyorlar. O an da B. neyse ben bunları rahatsız etmeyeyim en iyisi içeri gireyim derken – bakın işte hikayenin en can alıcı noktalarından biriside budur, içeri girerken değil içeri girmeyi düşünürken!- yan dairenin kapısı zaaarttt diye açılmaz mı? – Dikkat buyurun az önce ki anlatılanlardan bunun sonuncunun nerelere varabileceğini tahmin edin- kırımtırak mı kırımtırak , fırfır mı fırfır , komşu kızı Kezban kapı da görünmez mi? B.’nin aman Allah’ım diyerekten ellerini yüzüne kapatmasıyla kapıyı kapatması bir olmuştur. Ancak yan dairenin kapısının kapanma sesi gelmemiştir. Yani kırımtırak içeri girmemiş ve kapı daha kapanmamıştır. B. neler olduğunu anlamak için kapının gözetleme deliğine gözlerini dayar, olan biteni izlemeye başlar. Bundan sonra anlatılacaklar B.’nin gözetleme deliğinden gördükleridir:

Okumaya devam et

Mart 9, 2007 Posted by | Bilal Kılınçarslan, Hikaye, Sayı 9 | Yorum bırakın

LALE MÜLDÜR: ‘Bugün ‘afazyak’ oluşum benim tam bir şair olduğumu gösteriyor’…

Bir Perşembe öğleden sonrası şansı yaver giden iki İstirahat elemanı , Deniz ve Ümit; Türk Şiirinin tartışmasız kraliçesi, kozmik şair Lale Müldür ile Beyoğlu’nun bir kültür kafesi olan Dulcinea’da buluşur..

Lale Müldür’e ‘afazi durumu’, son şiir kitabı ’Ultrazonda ultrason‘ , romanı ‘Bizansiye’ ve film projesine dair yönelttiğimiz sorularda bizi içtenlikle yanıtladığı bu güzel söyleşi için Milli İstirahat ekibi adına aynı içtenlikle teşekkürü borç biliyoruz…- Okumaya devam et

Mart 8, 2007 Posted by | Ümit Yaşar Özkan, Lale Müldür, Melis Şen, Sayı 9 | 5 Yorum

İSTANBUL’DA II. LALE DEVRİ -NASIL BAŞLADI?-

Melis Şen

İş yeri; iş yasası, iş insanı..Her şeyin işlemek zorunda olmasının merkezinde kurulan ofislerden biri; yalın; temiz, zevkli ve sade bir ofis, üstelik burada az kişi çalışıyor..Az kişi çalışıyor demek az kişi konuşuyor demek, az kişi yargılıyor demek, daha az tasa demek bu daha az rahatsızlık ve daha fazla anlamsızlık..Tıpkı sevdiğim gibi, her şey yolunda demek..

Pazartesileri gidiyorum, kimse benim oradaki varlığımı sorgulamıyor.Anlaşmamız böyle zira,bir ay için kendine geçici bir sığınak bulmuş ıslak bir kedi yavrusu gibiyim..Bu barakada nefes alıp verirken yaşamın üzerimde bıraktığı izlerin hassas tenimde sebep olduğu renk değişikliklerini gözlemlemem, kendimi anlamam için ideal bir zaman. Parasız yatılı ekolüne dahil olamadık ama, usta bizi affetsin, parasız çalışanlar ekolüdür devrimiz , ve biz kuşkuyla şüpheyle benliklerinde güve kemirikleri olanlar, bedava çalışmaya bile kendimizi bir anlığına unutmak niyetiyle razı olabiliriz.

En zayıf halkamızdır bu razı geliş; ve sistem en zayıf halkamızdan yakalar bizi ; esrik lodosların önüne katar.

Adam Miekewicz adlı şair; o olmasaydı Lale Müldür‘le tanışmam mümkün olmayacaktı. Tanrıya binlerce kez şükürler olsun ki, İstanbul’a düşmüş yolu bundan yüzyıllar önce.. Artık gerekli gereksiz şükretmektir almış başını gidiyor diyecek olursam dilimi azı dişlerimin arasına alıp sıkıştırıyorum ve kalbimin mühürlendiği bir yıl boyunca kabus dolu dakikalarımı hatırıma getiriyorum.. Okumaya devam et

Mart 8, 2007 Posted by | Deneme, Lale Müldür, Melis Şen, Röportaj, Sayı 9 | Yorum bırakın

Lale Müldür ile görüşmüştü Milli İstirahat….

lalemuldur.gifLALE MÜLDÜR İSTİRAHAT’TE!

“İnsan şair olmayı seçmez.. bir düşüştür bu.. Kutsal bir düşüştür aynı zamanda… Bu düşüşten sonra şair yıkılmaz kendini toparlarsa şair olabilir. Yıkılırsa da kaybedenlerden biri olmaya mahkumdur..

Şairlerin bir çoğu, kırkından önce ya ölür, delirir veya başka bir ülkeye sürgün edilir.. Başka bir kader yoktur şairler için. Onun için büyük bir cesarettir şair olmak aslında.. “

Mart 8, 2007 Posted by | Ümit Yaşar Özkan, Lale Müldür, Melis Şen, Sayı 9, Uncategorized | Yorum bırakın