Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

ALT-ÜST İNSAN

Durakta bekleyenler, hızlı adımlar, yavaş adımlar… Mini etekler, kısa etekler, kot pantolonlar, düşük beller…Tek insanlar, birkaç insanlar ve grup halinde insanlar…Otobüsler, dolmuşlar ve taksiler…Klakson sesleri, fren gıcırtıları ve martı çığlıkları… Ve trafik işaretleri, kırmızı ışıkta bekleyen aptal suratlar. Her şey ne kadar ruhsuz, ne kadar da aynı. Ölüler ülkesinden selamlar. Basıyorum kahkahayı insanların aptal suratlarına. Ve biliyorum ki bu tedirginlikte kimse tepki göstermeyecek ve üstelik korkak ve ürkekçe birbirlerine bakacaklar. Az da olsa bilinçsizce birbirlerine sokulacaklar. Hızla oradan uzaklaşıyorum.

Çocuk kardan adamı alıp içeri götürdü. Sobanın yanına koydu. Ve onun yanına sokuldu. Elleri kızarmıştı ama üşümüyordu. Yüreğinde bir sıcaklık vardı.

 

Caminin avlusuna girdim.

İnsanlar buraya niye gelir pek bilmem. Ama burası her daim kalabalıktır. Burada yaşam donmuş gibidir, ara sıra koşuşturarak geçen birkaç kişiyi saymazsak. Buranın müdavimleri genelde ihtiyarlar ve çocuklar. Bir kenara çekildim, oturuyorum. Oh be! Elimi cebime atıyorum, bir sigara çıkarmak için ama bir an tereddüt ediyorum. Sonra vazgeçiyorum. Bekleyişim devam ediyor. Hiç durmayan bir şey varsa burada oda çocuk sesleri. Yanımda bir çocuk ağlamaya başlıyor. Annesine ağlayarak direnmeye çalışıyor. Herkes bir anda o tarafa doğru bakıyor. Anne bu bakışlardan sonra iyice tedirgin ve ne yapacağını bilemez durumda. Çocuk sesini yükselttikçe yükseltiyor. Ses zırıltıya dönüşüyor. Çocuğun zırıltısı artık dayanılmaz hale geliyor. Sinirlerim gerilmeye başlıyor. Çocuğun suratına bakıyorum. İlkin ona yardım edeceğimi sanıyor. Ama boşuna ümit. Bakışlarımı sertleştirmeye başlayınca çocuk tekrardan basıyor yaygarayı. Kalkıp dövmemek için zor tutuyorum kendimi. Kalkma vaktidir. Postu başka yere sermek için yürüyorum. Oradaki herkese lanet ederek.

Kapıdan çıkarken kedilere rastlıyorum. İnsanlara sırnaşan, yaltaklanan kediler. Mırnav mırnav mırnav. Elimde yiyecek bir şey varmış gibi yapıyorum ve aptal surat yaklaşıyor. Kafasını sağa sola çevirerek masumca. Ve bir tekme savuruyorum.

Nedense yorulup bir gölgelik yer arandım.

Sırtımı duvara dayayarak diz üstü oturuyorum. Kalbimin atışını yavaş yavaş hissetmeye başlıyorum. Bunun için ona iyice odaklanmam gerekiyor. Kalkıp hızlı hızlı hareket ediyorum. Bir müddet sonra tekrar oturuyorum. Kalp atışlarım bir anda hızlanıyor. Nefes nefese kalıyorum. Ne güzel, damarlarımda kanın hareket ettiğini fark ediyorum şimdi. Yavaş yavaş terliyorum. Vücudumun sıcaklığı ve terin o hafif ıslak kokusu ….

Kardan adam eriyordu. Ve çocuk şaşkın şaşkın ona bakıyordu.

Caddeye iniyorum. İnsanlar evlerine dönmeye başlamış. Onları bir kez daha gafil avlayacağım. İnsanların kalabalık olduğu bir yere çıkıyorum. Zerdüşt gibi bağırıyorum:

“- Artık hayata karşı ördüğüm duvarlardan kurtulmak istiyorum. Nehre damlalar halinde sokulmak istiyorum. Kalbimin sebepsiz yere atmasından yoruldum. Yıllar yılı içimde akan çeşme kurudu. İçtiğiniz sudan bende içip deli olmak olmak istiyorum. Denizde kaybolmak istiyorum. O deniz nerede?”

Bunları söyleyip etrafıma şöyle bir baktım.

Kahkahalar. Kalabalık dağılıyordu. Herkes kendi sirkine doğru gidiyordu. Birbirlerini izleyip duruyorlardı. Oysa iyi baksalardı birbirlerine, ne kadar benzediklerini göreceklerdi. Farklılıkları dahi onları ayırt etmeme yetmiyordu.

Yasin Beyaz

Reklamlar

Eylül 8, 2006 - Posted by | Deneme, Sayı 5, Yasin Beyaz

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: