Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

HABİLLE JÜBİLE

Az söz erin yüküdür

Çok söz hayvan yüküdür.

Yunus Emre

Mevsimler geçerken üzerinden altta kalmamak için farklı iklimlere yolculuk yapar o iklimleri ardında bırakıp, terk etme rahatlığı ile, bıraktığı iklime tepeden inme girerdi. İklimlerle ilgili çözdüğü şey, kötü olanları zor,iyi olanları kolay geçmekte idi. Ona göre ‘İlkbahar, umut oluyor, Yaz, dondurma şirketleriyle anlaşıyor, Sonbahar, alzheimera yakalanıyor, Kış üşüdükçe üşütüyor’ diye düşünüyordu.

Günlerden bir gün, beşinci mevsime yaklaştığını hissettiğinde, korkuyla karışık umut, içini kaplamıştı. Aklına bu güne kadar ellediği ne kadar çok şey olduğu geldi. Hava kararmadan bakırcılar çarşısına gitmeliydi. Buraya niçin gitmek istediğini düşündü, hikaye eden böyle istiyordu.

Bakırcılar çarşısına, yabancı turistlerin şaşkın bakışlarıyla, çarşıdaki esnafın, sırıtkan sempatik, tavırları hakimdi. Elinde, işlenmeye müsait, güzel bir bakır levha durmaktaydı. Elindeki adresi, çarşı güvenliğine sorduğunda, aldığı cevap, çarşının sonundan ilk sola dönünce orda bir daha sor oldu. Yavaş adımlarla diğer bakırcıları ve halı esnaflarının dükkanlarına bakarak, çarşının sonuna yaklaştı. Gözü, bu tarihi çarşının, eski mimari çatısına takıldı. Çatı o kadar yüksek yapılmıştı ki, gözlerini aşağı çevirmesi neredeyse zaman almıştı. Soldan girmeliyim deyip girdi. İlerlemeye başladığında aklına,levhayı acaba, hangi ustaya götürsem, benim için daha ekonomik olur dedi. Sonrasında, hacı bezgin lokumu aramağını, levha yazdıracağını düşündüğünde güldü. Elindeki bakır levha terleyen ellerine, bazen yapışıyor, bu durumda levhayı diğer eline alıp, terleyen elini terleyen elinin altındaki bacağına siliyordu. Gene, birine adres danışma ihtiyacı hissetti. Orda bulunan çay ocağına, Ha bil ustanın dükkanı nerede?dedi. Çaycı çırağı, onun dükkanı, köşeyi döndükten sonraki, sağdaki beşinci dükkan dedi. Köşeyi dönerken, köşeyi dönmek ne kadar kolaymış. dedi. Birinci dükkanı mimledi. İki üç dört ve beş. Beşinci dükkanın kepenkleri kapalıydı. Meraklanıp saatine baktığında, saat tam beşti, bu saatte dükkan, neden kapalı olabilirdi ki?İlerdeki dükkanın önünde dikilmekte olan, köşeden itibaren saymakta olduğu üçüncü dükkanın sahibi: Ha bil ustaya mı baktın?dedi. Evet diye karşılık verildiğinde ‘o beş haftadır dükkan açamıyor, çünkü rahmetli oldu.’ Senin ismin nedir?Yoksa bir şeyin mi oluyordu?dedi. Hayır cevabını duyunca şaşırmıştı, çünkü karşısında mahzun biri duruyordu. Adam:Benim ismim lazım değil, diyerek, elindeki levhayı gösterip buna yazı yazdırmak için gelmiştim Ha bil ustaya bir tanıdık göndermişti , bulamadım, artık ne yapalım, yaşayan bakır ustası, çarşıda bulurum elbet, dedikten sonra, tanıdığın güvenilir biri var mı?dedi. Üç numaralı dükkan sahibi: bizim bakırcı olduğumuzu fark etmedin mi? bizde Ha bil ustadan öğrendik bu işi. Bakırcı Osman derler bana. Yazı yazılacaksa yazarız dedi. Adam levhasına ayet el kür si yazdırmak istediğini, yalnız bu işlemi eski yöntem olan, el işçiliği ile, yapılmasını istediğini anlattı. Bakırcı Osman, içeri girelim buyurun dedi. İçersi küflü peynir kokmaktaydı. Dükkan sahibi, bu dükkanı, yedi yıl önce, ustam Ha bil den ayrıldığımda tuttum. Rahmetli eski kafalıydı, ama iyi bir adamdı dedi. Adam gösterilen sandalyeye oturduktan sonra çay içer misiniz sorusuna evet yanıtını verdi. Bakırcı Osman diafona yaklaşıp, yüksek sesle, iki çay söyledi. Daha sonra, çalışan çırağının kabiliyeti olmadığını, onu işten çıkardığını, yeni bir çırak baktığını, söyledi. Adam, benim işi yapabilecek misiniz? dedi. Osman,sizin levhayı alayım dedi. Adam eğreti bir şekilde, gazete kağıdını, bakır levhanın üzerine sarmıştı. Gazete kağıdını, yazısız levhadan sıyırıp, bakırcıya uzattı. Bakırcı Osman, eline levhayı alıp, incelemeye başladı. Böyle bi bakır levha, daha önce hiç görmemişti. Etrafı bakır, ortası ise, başka bir şeydi. Şaşırdı, fakat şaşırdığını belli etmemeye çalıştı. Tamam, ben buna istediğin yazıyı, elle yazarım. İki gün sonra alırsın dedi. Adam kaça yapacağını sordu. Bakırcı Osman: El işçiliği zordur, hakkı yüz liradır, ama sen yetmiş beş lira verirsin anlaşırız dedi. Kabul, diyen adam, dükkandan çıkmadan önce, hafif soğuk gelen çayının dibini yudumlayıp, ayağa kalkarken, iki gün sonra geliyorum,buda kaporan ,kolay gele, dedi.‘Uğurlar ola’ diye, adamı bakırcı yolculadı.

Bakırcı, giden adamın levhasını incelemeye başladı. Düşündüğü şey miydi acaba, gözleri parladı. Emin olmak için, bakır levhanın, geniş orta yerine, mihenk taşı testi yaptı. Evet bu altındı. Müşterisi, bunun altın olduğunu bilmiyor, bakır olduğunu zannediyor olmalıydı ki,altın lafı, hiç etmemişti. Acaba bunun içini oyup, müşterisine benzer bi bakır üzerine, yazı yazsa,müşterisinin, anlayabilme ihtimali varmıydı?

Dükkanını kapayıp, zeytin burnunda olan, evine gitmek üzere, arabasını bıraktığı ota parka yöneldi. Otoparkçı: ‘Osman abi ,senin arabayı başka bir yerde çizmişler, sabah arabanı bırakıp gittikten sonra gördüm’ dedi. Bakırcı Osman hiç önemsemedi . Oturduğu semte arabasıyla nasıl geldiğini hatırlayamadı. Evine girdiğinde karısı, onu ilk defa bu kadar düşünceli görüp, nedenini sorsa da öğrenemedi. Sabaha kadar dön oyana dön buyana gözüne uyku girmedi. Levhayı düşünüyordu. Sabah olduğunda, kahvaltı dahi yapmadan çarşıya gitti. Çarşı, yeni açılmıştı. Normalde, bu kadar erken açmıyordu dükkanını. Dükkanının önüne geldiğinde, heyecanı daha da arttı. Çünkü, gece boyu tasarladığı, şeytani planını, yürürlüğe koyacaktı. Kepenkler, gürültülü bir şekilde açılırken, bakırcı Osman, bu sesleri duymadı bile. Bıraktığı yerden levhayı alıp okşamaya başladı. Eline aletlerini alıp, levhanın altın olan kısmını, özenle kesti. Bakır olan kısmını da, refleks bir şekilde, eritilecek olanların yanına attı. Elinde tuttuğu altın, bu güne kadar eline geçmemiş, bundan sonrada zor geçecek, ağırlıkta bir değerdi. Hatta, Allah maddi feryatlarını duymuş olmalıydı ki, böyle bir fırsat göndermişti. Fakir değildi ama zenginde değildi.

Ölçüp biçerken,yanlış yapmamak için sıkı düşündü. Altını kime bozdurabilirdi?Çarşıda kimseye güvenemiyordu, ama Ha bil ustanın Hayri diye bir yeğeni vardı. Ketum bir sarraf olduğundan, ona verip, erittirebilir, yada paraya çevirtebilirdi. Bu saatler uygun olur, çarşı kalabalıklaşmadan, sarrafa götüreyim altını, deyip, götürdü.

 

Ha bil ustanın, kuyumcu yeğeni Hayri, malzemeye şöyle bir bakıp, evet bu ağırca bir altın fakat bunu nereden buldun?dedi. Bakırcı Osman: Nereden bulduğumu ne yapacaksın? bu dede yadigarıdır, ne verirsin sen buna, onu söyle. Bu sitem kar cevabın ardından, Kuyumcu Hayri: ‘sana paranı veririz, ama şimdi nakit sıkıntısı mevcut , bir kısmını şimdi,kalanı ise, beş taksit verebilirim’ dedi. Kabul deyip, sarraftan ödemenin ilk taksitini alan, bakırcı Osman, sevinçten yalpalıyarak, kendisine bankadan hesap açmaya giderken, mutluluktan,teslim edeceği, ayet el kür si levhasını bile unutarak, parasını bankadaki hesabına yatırıp, daha sonra, tekrar, çarşıdaki dükkanına döndü. Dükkanı, şimdiden gözüne küçük gelmeye başlamıştı. Yapabileceği olanakları düşündükçe, adeta kendinden geçiyor, gerildikçe geriliyordu. Ancak, planlı olup, adamın siparişini hazırlamalıydı. Benzer nitelikte, adamın getirdiği ölçülerde olan, gelirken tedarik ettiği, bakır, ortası ise altınımsı levhayı,koyduğu çekmeceden çıkarıp, önüne koydu. Ayet el kür siyi, bakır levhaya inceden işlemeye başladı. Eleri bazen titriyor, ustasına çıraklık yaptığı,hatırlamak istemediği günler, aklına geliyordu. Dükkanına gelenlereyse, ukalaca, ‘doluyum başka yere gidin’ diyordu. Uğraştığı işi zorlanarak,normalden kısa zamanda, bitirdi. Müşterilerine zaten, iki saatte bitireceği işi, neredeyse, iki günde bitiririm diyip, daha çok para istiyordu. Gerçi, çarşıdaki bakırcıların, bir çoğu böyle çalışsa da, böyle yapanlar, bunu haksız kazanç değil, ‘zanaatın eziciliği’ diyerek,aldıkları paraları, analarından emdikleri süt kadar, helal sayıyorlardı.

Bakırcı Osman önüne gelene, ‘ne kadar çirkinsiniz, ilk fırsatta yüzünüzü bir daha görmemek için, uzaklara, çok uzaklara gideceğim’ diyordu. Günlerden Salı, af rayla, tafrayla, geçti gitti.

Adam çarşıdan içeri girdiğinde, çarşı kuyumcularının ışıkları, bakırcıların şangırtısı,müşteri çekmeye çalışan simsarların sesleriyle, adeta sahne seyri havası uyandırıyordu. Burası her zaman , gelene geçene, bu hengame ortamını, yaşatmaktaydı. Gündüz vaktinde, çarşıda yanan lambalar, güneş ışıklarının yetersiz olması, çarşının bazı yerlerinin, gece karanlığında olması hasebiyleydi. Orada sürekli çalışmakta olanlar, saatlerine bakmadan, vakti anlamaları çok zordu. Adam, saatine bakarken levhadaki ayet el kür siyi merak edip, ağır adımlarının yerini, telaşlı ve hızlı adımlara bıraktı. Çarşıda günlerden çarşambaydı. Sert adımlarla kalabalığı yararak, üzerine gelen kapkaççıyı, fark etse de, kendisine çarpmasına mani olamadı. Umursamayıp,yoluna doğru hızlanırken, arkasından omzuna dokunan eli, merak edip dönerken,muzipçe, deminki kapkaççı, çarptığından dolayı özür mü dileyecek? diye düşünürken,temiz giyimli, tanıdık biri, hal hatır sorarak,beş dakikaya yakın, ayak üstü,hararetle, adamı ilgilendiren, ilginç hadiselere girdi. Adam: Bana düşen görevi biliyorum,şifremiz ’kazmalar evrenseldir’ dedikten sonra, kafası karışık bir şekilde, levhasına doğru yürümeye devam etti. Çarşının sonuna gelirken,sola döndü ve yürüdü. Sağdaki sokağa girerken, sıkıntıdan olsa gerek tuvalet ihtiyacı doğdu. Bu ihtiyacına aldırış etmeden sokağa girdi. Bir iki üç! Açık olan dükkanın kapısından içeri girerken, bakırcı Osman, tezgahının başında,oturuyordu. Selam verdi. Bakırcı Osman, selamını gülerek aldı. Oturduğu yerden ayağa kalkıp, hoş geldiniz, bu kez ne içersiniz, azizim dedi. Adam, hoş bulduk , deyip şekersiz kahve istedi. Osman çok heyecanlıydı. Diyafona, iki kahve, orta şekerli olsun dedi. Kahveler gelirken, adam levhayı sordu. Osman, süregelen heyecanlı ses tonuyla, hazır bakabilirsiniz dedi. Kahveleri getiren çaycının çırağı değil, sahibiydi. Çaycı adam, yaşlı olmasına rağmen, yaptığı hizmet işinden memnun gözüküyordu. İki şekerli kahveniz, deyip, birini önce adama, sonrada diğerini, bakırcı Osman’ın masasına bırakıp, çevik bir hareketle dükkandan dışarı çıktı. Kahveler içilirken, Adam: Benim levhayı hala göremedim dedi. Osman, tabi deyip oturduğu yerden aşağı doğru eğilerek, verilene benzer, sahte olan levhayı, eline alıp üfleyip, adama titreyerek uzattı. Bakırcı Osman, kahvesini içerken, levhaya bakmakta olan adamı, dikkatle süzüyordu. Adam, sıkıntıyla levhaya bakıp ‘güzel olmuş fakat bu levha, bana ait değil. Ben bu levhayı sana hediye ederim. Yatacağın ranzanın arkasına asar, baktıkça beni anarsın, levhanın arkasına da çizik atarsın’ dedi.

Bakırcı Osman: Ama nasıl olur, bir yanlışlık olmalı, şaşkın tavırlarla, gözlerini fal taşı gibi açarak, bu kanıya çar çabuk nasıl varabilirsin? Ben sahtekar falan değilim! Ben dürüst bir esnafım! Çarşının en dürüst insanı benim! Sizin verdiğiniz levha işte odur, kanıtı da budur!

Adam: Sakin bir ses tonuyla, Osman’ın gözlerinin içine bakarak, bakırcı Ha bil ustanın sarraf yeğeni, beni sağa sola yollayan hikayeciye haber vermiş. Levhanın altın olan kısmında, silik bir yazıyla,büyüteçsiz okunmayacak şekilde,eski Türkçe hat yazısıyla ‘bu levhayı bozanda, bozduranda sahtekardır’ yazısın altında, mim ile sin harfinden, senin bu altını dedenden değil, eser sahibinden aldığın anlaşıldığında, haber bize ulaştı. Her şeyi ayrıntısına varıncaya değin, biliyoruz. Ve de sarraf yeğen, sağ olsun, ben sana gelirken, yirmi beş yıldır kesmediğim sakalımdan, beni tanıyıp, nasıl davranmam konusunda, beni uyardı. Bu sayede senin olası haksız zenginliğin suya düştü. Anladın mı keriz?! Dedikten sonra, elini cebine attı, sigarası bitmişti. Dışarı çıkıp sigara almak için bir büfenin yolunu tutarken, dükkana giren iki polis, Bakırcı Osman a ‘gidiyoruz’ dediler. Ertesinde, uzaktan bağırdı gardiyan: Bakırcı Osmaaaaan Koğuşuna!

 

19.04.05
MUHAMMET SEVİM

 

Reklamlar

Eylül 6, 2006 - Posted by | Hikaye, Muhammet Sevim, Sayı 2

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: