Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

Malta’da bu ay (Ağustos 2005)

istirahat hali

Pazarlardan bir Pazar sabaha doğru, Kaptan’ın bir oğlu oldu. Yazarlarımızdan Sinan Kızılkaya, senelik izninin bir bölümünü askerlik tatilinde kullandığından dolayı, yazılarına bir süre ara vermiştir. Çetin Pazartesi yorgunluktan, Perşembe canı sıkıldığından, Cumartesi ve Pazar’da tatil olduğundan işe gitmedi. Osman Abi Bordo’da, trenden Malta’yı selamladı. Aleyküm Selam. Veli Gederet, KPSS sınavları neticesinde 657’ye tabi oldu. Bugün yarın Konya Ereğli’ye, Şeker Fabrikasındaki Sözleşmeli Memurluk görevine başlamak için, İstanbul’dan Hicret ediyor. Erkan, Çetin ve Sündüs, Özge’nin son anda katılamadığı, “Büyük Türkiye Gezisi”nin Karadeniz ayağını gerçekleştirdi. Bir hafta boyunca yeşilin ve mavinin mutlu bir evlilik sürdüğü Karadeniz’de, Tanrı’yı-Tabiatı-Tarihi konuştular mı bilinmez! Futbol 1. ligi başlar başlamaz, Malta Cemiyeti Emin Cafe’de maçlara akmaya başladı. Beşiktaş-Gençlerbirliği maçında Veli maç esnasında sevinirken yanlışlıkla tanımadığı bir seyircinin üzerine atladı! Salon karanlık olmasına rağmen adamın korkudan yüzünün sarardığı görüldü! Maçın son dakikalarında gerilen Erkan, Veçhe’yi dışarı kovdu. Yasin tütün sarmaya, çay parası vermeye ve Haydar’la uğraşmaya devam ediyor. Turgay sonunda, güneş gören! kiralık bir ev buldu. Bugün yarın taşınır. Ümit hoca hafta sonlarını Karagümrükte’ki yazlığında film izleyerek geçiriyor. Milli İSTİRAHAT Troyka’sı ve bir grup yazarı Pazar günü tavuk sote yemeğinde bir araya geldi.(Bilal’a ev sahipliği için teşekkür.) Muhammet tatil için, üç günlüğüne Esenköy’e gitti. Diğer bütün zamanlarda, Yeni Kahve’de durmadan Rize çayı içildi, içildi, içildi, içildi, içildi, içildi, içildi, içild, içil, içi, iç, i, … … .

Reklamlar

Eylül 8, 2006 Posted by | Çetin Tankoç, Kapak, Malta'dan Haberler, Sayı 5 | Yorum bırakın

ALT-ÜST İNSAN

Durakta bekleyenler, hızlı adımlar, yavaş adımlar… Mini etekler, kısa etekler, kot pantolonlar, düşük beller…Tek insanlar, birkaç insanlar ve grup halinde insanlar…Otobüsler, dolmuşlar ve taksiler…Klakson sesleri, fren gıcırtıları ve martı çığlıkları… Ve trafik işaretleri, kırmızı ışıkta bekleyen aptal suratlar. Her şey ne kadar ruhsuz, ne kadar da aynı. Ölüler ülkesinden selamlar. Basıyorum kahkahayı insanların aptal suratlarına. Ve biliyorum ki bu tedirginlikte kimse tepki göstermeyecek ve üstelik korkak ve ürkekçe birbirlerine bakacaklar. Az da olsa bilinçsizce birbirlerine sokulacaklar. Hızla oradan uzaklaşıyorum.

Okumaya devam et

Eylül 8, 2006 Posted by | Deneme, Sayı 5, Yasin Beyaz | Yorum bırakın

TEK BAŞIMA HAYRET ETMEK ZORUNDA KALACAĞIM

 

Jacques Derrida

Söylenecek o kadar çok şey var, ve dilim elvermiyor bugün. Gilles Deleuze’ün ölümüyle burada başımıza gelenler, keza başıma gelenler üzerine söylenecek o kadar çok şey var ki. Uzun süredir çok hasta olduğunu bildiğimiz için şüphesiz korktuğumuz ölümü, bu(radaki) ölümü (cette morte-ci– Fransızcada kelimelerin sonuna gelebilen bu ek işaret edilen nesneyle ona işaret eden özne arasındaki yakınlık ilişkisini belirlemeye yardımcı olur. Türkçe’deki bu ve o ayırımı Fransızca’da ancak böyle yapılabilir. Bu (radaki) kitap, ce livre-ci, ya da O(radaki) kitap, ce livre-là örneklerinde olduğu gibi. Derrida sanırım Deleuze’ün cenaze töreninde yaptığı bu konuşmada hem zamana, bu an, hem de yere, bu yer, vurgu yapmak istiyor), bu tasavvur edilemeyen görüntü, bu olayın içindeki başka bir olayın sonsuz kederini, eğer bu mümkünse, daha da derinleştiriyor. Düşünür Deleuze en başta olayın ve her zaman bu(radaki) olayın düşünürü (cet événement-ci) olmuştur. Başından sonuna kadar olayın düşünürü olarak kalmıştır. Daha 1969’da, en çok beğenilen kitaplarından Logique du Sens’da [Duyunun Mantığı], olayla ilgili olarak yazdıklarını tekrardan okudum. Joe Bousquet’den bir alıntı yapıyor, (“ölüme olan eğilimim,” diyor Bousquet, “aslında irademin başarısızlığıdır”), sonra devam ediyor: “bu eğilimden bu arzuya, bir bakıma, iradenin değişimi dışında hiçbir değişim olmuyor, bütün vücudun yerinde zıplaması gibi bir şey organik iradenin tinsel iradeyle değiş tokuş edilmesi. Şimdi tam olarak vuku bulanı değil de, vuku bulanın içinde olan bir şeyi arzular. Çapraşık ve nüktedan bir biteviyeliğin kurallarına uygun, vuku bulanla aralarında mutabakat olan daha gel-ecek şey: olay. İşte bu anlamda ölüme duyulan aşk özgür insanların mücadelesiyle birdir.” (durmamacasına alıntı yapmak zorunda kalabiliriz). Okumaya devam et

Eylül 8, 2006 Posted by | Alıntılar, Çeviri, Özge Serin, Jacques Derrida, Sayı 5 | Yorum bırakın

Misafir Odası-Ece Ayhan

 

Ece AyhanKapalı ama gizli olmayan, kuraldışı ama gelenekseli soğurmuş, toplumsal tarihi ve insanı inanılmaz bir eleştiri cenderesine sokan, dilin uçlarında dolaşan, ortalamaya ve sıradanlığa teslim olmamayı ilke edinen ve aykırı biçem taşıyan şiirleri, Ece Abiyi, İkinci Yeni akımı içinde en çok sözü edilen şairlerinden biri yapmıştır netekim.

ESERLERİ: ŞİİR; Kınar Hanımın Denizleri, Bakışsız Bir Kedi Kara, Ortodoksluklar, Devlet ve Tabiat, Yort Savul, Zambaklı Padişah, Çok Eski Adıyladır, Kolsuz Bir Hattat.

Okumaya devam et

Eylül 7, 2006 Posted by | Alıntılar, Çetin Tankoç, Ece Ayhan, Sayı 2 | 1 Yorum

DÜNYANIN KALBİ

işte altında dolaştım ya gökyüzünün

benim derdim de biraz bu mu ne?

şimdi şöyle kıvrılıp

kaldırım taşlarında

dünyanın kalbini kucaklasam

dünyanın kalbi avuçlarıma gelir mi ki?

yada bağırsam

gökyüzünü yırtan bir kahkaha olup

dağılsam

toprağın suratında

yada asfalta, asfalta çınlayıp

kendimde parçalansam…

bu yankı sesim miydi

yoksa hiçbir şey mi olmadı?

 

21/01/2003 MALTA CEMİYETİ

SİNAN KIZILKAYA

 

Eylül 6, 2006 Posted by | Sayı 2, Sinan Kızılkaya, Şiir | 1 Yorum

N.Y.’de 5 Gün

Salı:

Jetlag’in çarpmasına uğrayıp sızıcam diye düşündüm ama yok, gece yarısına kadar ayaktaydım. NY’taki ilk günümü gözüm açık geçirdim. Bizi karşılayan E’nin arkadaşı G. Bizi Özgürlük Heykeli’nin uzaktan görülebildiği bir yere götürdü. E. vapura binip heykeli yanından görmek niyetindeydi. Ben he dedim geçtim. Mümkünse gitmeyeceğimi biliyordum, soranlara gittik gördük deriz dedim, gerçekten de öyle
oldu. Sonraki günlerde vakit olmadı bu iş için. Amerika’ya tekrar ayak bastığım için sevindim. Vize kontrolünde hiçbir sorun çıkmadı. Öğrenci vizemle ilgili Houston’da maruz kaldığım sorgulamalar yaşanmadı bu sefer. Ama NY Amerika’da gördüğüm en <Amerikan> olmayan şehirdi, daha ilk izlenimlerimde. Türklerin NY’u niye bu kadar
çok sevdiklerini çözmek de istiyordum, galiba bunun en büyük nedeni burasının en Avrupai şehir oluşu. Kalabalıklığı, yüksek binaları, metrodaki pislik ve sıkışmışlık, trafik vb Houston’da gördüğüm şeyler değildi. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi doğallık içinde kamu taşımacılığının araçlarını kullanabildiğiniz bir şehir NY. Bir haftalık metro kartı aldık. G bizi dolaştırıp durdu, kafamız karıştı. G’nin bizi ilk götürdüğü yerde, beef kebap yedim. Ne kadar da anlamlı!
Okumaya devam et

Eylül 6, 2006 Posted by | Anılar, Erkan Saka, Sayı 2 | 1 Yorum

Düşler – I

Bir çocuk düşledi adam. Çocuk zamanın ve mekanın ötesindeydi. Bir yerlerdeydi çocuk, daha rahme düşmemişti.

Rahimde pelteleşmiş bir halde geleceği, geleceğini bekliyordu belki de. Önce mekanı oluştu sonra zamanı. Sonra sonra bir ruh.

Sonra hayaller oluştu. Umutlar oluştu. Çocuğa dair sevinçler oluştu. Çocuk çocuk oldu nihayet. Okumaya devam et

Eylül 6, 2006 Posted by | Deneme, Sayı 2, Yasin Beyaz | Yorum bırakın

HABİLLE JÜBİLE

Az söz erin yüküdür

Çok söz hayvan yüküdür.

Yunus Emre

Mevsimler geçerken üzerinden altta kalmamak için farklı iklimlere yolculuk yapar o iklimleri ardında bırakıp, terk etme rahatlığı ile, bıraktığı iklime tepeden inme girerdi. İklimlerle ilgili çözdüğü şey, kötü olanları zor,iyi olanları kolay geçmekte idi. Ona göre ‘İlkbahar, umut oluyor, Yaz, dondurma şirketleriyle anlaşıyor, Sonbahar, alzheimera yakalanıyor, Kış üşüdükçe üşütüyor’ diye düşünüyordu.

Günlerden bir gün, beşinci mevsime yaklaştığını hissettiğinde, korkuyla karışık umut, içini kaplamıştı. Aklına bu güne kadar ellediği ne kadar çok şey olduğu geldi. Hava kararmadan bakırcılar çarşısına gitmeliydi. Buraya niçin gitmek istediğini düşündü, hikaye eden böyle istiyordu. Okumaya devam et

Eylül 6, 2006 Posted by | Hikaye, Muhammet Sevim, Sayı 2 | Yorum bırakın

Geride Yok Kaldı – Gizlice

GERİDE YOK KALDI

seni sevmek upuzun bir duadır

kabulü olmayan

tanrıya varmayan bir yakarış

meleklerin amel defterime yazmadığı bir günah(ım)sın

şimdi hangi hadis

hangi havadis

unutturabilir seni

gözlerin, ırmak gibi akıyorken içime

sen gittin, karanlık asfaltların koynuna girdin

geride yangın

geride yok kaldı

şimdi aramak seni ibrahim’in ateşinde aramak

şimdi aramak seni külden uçurumlarda aramak

şimdi aramak seni beynimin avlusunda aramak

şimdi hangi ayet

hangi rivayet

buldurabilir seni

suskun bir pencerenin ıssızlığında

Okumaya devam et

Eylül 5, 2006 Posted by | Çetin Tankoç, Sayı 5, Şiir | 3 Yorum

KARADENİZ GEZİSİ ÜZERİNE İSTANBUL NOTLARI I

Çetin Tankoç

Bartın:

Yaklaşık yedi saat süren otobüs yolculuğundan sonra, Bartın’a vardık. Bartın’ın otobüs terminali şehrin dışında, oldukça mütevazı bir yapı. Terminalden servisle şehrin merkezine çıktık. Elimizdeki tuğla ağırlığında olan gezi kitabında, “Bartın’da ne yenir” başlığı altında önerilen “Şapşap köfte”yi aramaya başladık. Fakat böyle bir köftenin izine rastlayamadık. Bu arada yedi saatlik yolculuğun da kamçıladığı açlığa daha Okumaya devam et

Eylül 5, 2006 Posted by | Anılar, Çetin Tankoç, Erkan Saka, Sayı 5 | 1 Yorum