GÜLÜN BIRAKTIĞI PAS
Çetin Tankoç
“yara kabuğunu soymak”
hevesini almışın savurduğu boş
bir cisimdi yüreğim
nasıra’lı isa gibi,
sevgimde taşıyorum çarmıhımı
ve etimden ekmek
kanımdan şarap sunuyorum
bu doyumsuz sevgilim için
kirletiyorum kendimi göl
sularıyla
ve boğuyorum kendimi kendi iç
sularımda
tanrıdan bir sayfaya suretimi
bırakarak
bir vazoyum ben kendi
ellerimde
içimde bir gülün bıraktığı pas
alıyorum ellerimden ellerime
beyaz camdan paslı bir vazo
düşüp kırılıyorum
SIRNAŞMAYA ÇAĞILTI
Sinan Kızılkaya
göğsüme doğru bir şey patlayacak
benim buna bir itirazım yok
ama kılıç kınından sıyrılırken
yavaş fakat yufka olmasın yüreği düşmanımın
çünkü bir şeyin bir şeye çarpması
kırmızı yüzlerim, utanmaktan taş kesilmiş ellerim
suyun kırılırken ki sesi
bir şeyin bir şeyi cızırdatması işte…
çünkü cumalarımız yarım
çünkü yaralıyorsa bu öğle vaktinin ezanı beni
yalnız gençlik sancısı mı kalbimi boğan
ey dünya
seni tamlamaktan beni alıkoyan
ruhumu eksik bırakan
topraktan beni çalan
ey!
ey sözünde ıssız çığlık
ey gökte kanayan boşluk
aklıma yük olduğun yeter
yeter beni sendelettiğin.
