FABRİKA
ÜMİT YAŞAR ÖZKAN
Metruk fabrika semtin en yaşlı sakiniydi, çocuklar civarında oynar, örtük pencerelerini taşa tutar, yetişkinler yanıbaşından geçerken dalgın dalgın kör bacalarını süzerdi. Bir zamanlar bir işe yaramış olmalıydı, o ‘bir zamanlar’ dan kimse kalmadığı için söylenceler gemi azıya almıştı, bini bin paraydı efsanelerin, üşengeçlik yada korkaklık ne derseniz deyin; fabrikanın içine girip orda bir zamanlar ne olup bittiğini öğrenmeye heves etmemişti kimse, belki gizliden gizliye şöyle düşünüyorlardı:’ fukara semtimizin en işlek söylence üreticisi bu metruk fabrika, içeri girersek bir avuç paslı cıvatadan başka bir şey bulamayız, işleyen son hayalhaneye kilit vurmaya da mecbur kalırız. Başkaları ne düşünürse düşünsün Çeto’yla ben burayı ziyaret etmeyi kafaya koymuştuk, içeri girip küçük bir keşif gezisi yapmak istiyorduk, ketumdu, bu yüzden vaatkar geliyordu bize; şehrin kenarına bırakılmış paslı, bozuk bir oyuncak gibiydi, Çeto’yla ben küskün, kırık oyuncakların gizlerini kurcalamaya bayılırdık, başkaları gibi onları uzaktan seyretmek, küçük hayal gıcıklanmaları yaşamak yetmiyordu bize: dokunmalı, parçalara ayırıp sonra yeniden birleştirmeliydik, başına ve sonuna dair başka masallar uydurmalıydık. Devamı »
NURAYIN GÖZLERİ
Çetin TANKOÇ
soğuk karyolada
kahverengi gecelik
sabah yemyeşil bir aşkın kanı damarlarımda
testereye vurulmuş kuru bir dal
bir intihar gibi
çocukluktan kalma bir düş, bir iz
nurayın gözleri
tıpkı geceyi aydınlatan bir elin
paslı bir makası tutuşu gibi Devamı »
GEÇ/KİN
Çetin TANKOÇ
süsleyerek süslenerek cemiyet ederek
alıp sevgilimi bir erkekle karanlığın koynuna
seriyorlar tığla örülmüş etini
bir beyazın hareketli düzlüğüne
kıyamadığım tenini
sert ve hisli eti coşturmak için
bir gecenin ilk’inde
bütün olan bu.
eğilerek bükülerek küserek
geçiyorum koşuyorum kaçıyorum
göllerden kalelerden şehirlerden
bir ses bütün yolları kesiyor
saçıyorum eteklerinden kendimi
gözlerim açık
