Ölümüm Üzerine Notlar
İPEK TAN ÇELEBİ
I.
Yaşamanın zor olduğuna karar verdim
Madem yavaş yavaş ölüyorduk
Ben biraz çabuk davrandım
Kendimi öldürdüm.
MODERN BİR HIZIR HİKAYESİ: DOGVİLLE
FERDİ AMCA
Her şey Grace’nin(Hızır) Musa’nın önündeki kemiği almasıyla başlar. Grace gelmeden önce Dogville kendi halinde, sıradan insanların yaşamlarını sürdürdüğü yoksul ve mütevazı bir kasabadır. Hatta bu kasaba için şirin sözcüğünü kullanmak aşırılık telakki edilmemelidir. İçinde bulundukları şartlar dikkate alınır ve aynı standartlara sahip diğer kasabalarla kıyaslanırsa Dogvillelilerin kültürlü oldukları bile söylenebilir. Devamı »
FABRİKA
ÜMİT YAŞAR ÖZKAN
Metruk fabrika semtin en yaşlı sakiniydi, çocuklar civarında oynar, örtük pencerelerini taşa tutar, yetişkinler yanıbaşından geçerken dalgın dalgın kör bacalarını süzerdi. Bir zamanlar bir işe yaramış olmalıydı, o ‘bir zamanlar’ dan kimse kalmadığı için söylenceler gemi azıya almıştı, bini bin paraydı efsanelerin, üşengeçlik yada korkaklık ne derseniz deyin; fabrikanın içine girip orda bir zamanlar ne olup bittiğini öğrenmeye heves etmemişti kimse, belki gizliden gizliye şöyle düşünüyorlardı:’ fukara semtimizin en işlek söylence üreticisi bu metruk fabrika, içeri girersek bir avuç paslı cıvatadan başka bir şey bulamayız, işleyen son hayalhaneye kilit vurmaya da mecbur kalırız. Başkaları ne düşünürse düşünsün Çeto’yla ben burayı ziyaret etmeyi kafaya koymuştuk, içeri girip küçük bir keşif gezisi yapmak istiyorduk, ketumdu, bu yüzden vaatkar geliyordu bize; şehrin kenarına bırakılmış paslı, bozuk bir oyuncak gibiydi, Çeto’yla ben küskün, kırık oyuncakların gizlerini kurcalamaya bayılırdık, başkaları gibi onları uzaktan seyretmek, küçük hayal gıcıklanmaları yaşamak yetmiyordu bize: dokunmalı, parçalara ayırıp sonra yeniden birleştirmeliydik, başına ve sonuna dair başka masallar uydurmalıydık. Devamı »
NURAYIN GÖZLERİ
Çetin TANKOÇ
soğuk karyolada
kahverengi gecelik
sabah yemyeşil bir aşkın kanı damarlarımda
testereye vurulmuş kuru bir dal
bir intihar gibi
çocukluktan kalma bir düş, bir iz
nurayın gözleri
tıpkı geceyi aydınlatan bir elin
paslı bir makası tutuşu gibi Devamı »
GEÇ/KİN
Çetin TANKOÇ
süsleyerek süslenerek cemiyet ederek
alıp sevgilimi bir erkekle karanlığın koynuna
seriyorlar tığla örülmüş etini
bir beyazın hareketli düzlüğüne
kıyamadığım tenini
sert ve hisli eti coşturmak için
bir gecenin ilk’inde
bütün olan bu.
eğilerek bükülerek küserek
geçiyorum koşuyorum kaçıyorum
göllerden kalelerden şehirlerden
bir ses bütün yolları kesiyor
saçıyorum eteklerinden kendimi
gözlerim açık
ah o sihirli kelime
Ferdi AMCA
mukaddime
solgun gecenin hüznüdür
delalet yalnızlığıma geride bıraktıkların
külüdür bu bendeki ten
senden bana yadigar
ne hacet
desem ki dönmelisin sevgili
yazık yok bende
çarkı geriye çevirecek ne bilek ne yürek
Devamı »
YAĞMURLUK İÇİN YAĞMURSUZ GÜN
Bilal KILINÇASLAN
Yıl 2005 saatler gece yarısını gösterirken leylak rengi boyalı duvarın hemen yanındaki kapı çalınır. Tık tık tık. Üç kere daha fazla değil ve kapı vuruşları halsiz bir insanın gücünün son kırıntılarını harcadığını gösterir niteliktedir. B. yerinden yavaş yavaş kalkar, leylak boyalı duvarları geçerek kapıya ulaşır, elini kapının koluna uzatır. Elini uzatmasıyla çekmesi bir olur. Çünkü eline elektrik çarpmıştır. Ha ha. Şaka yaptım ya öyle şey olur mu kapıya en yakın elektrik teli on kilometre uzaktadır. Açar kapıyı açmasına da kapı da kimseyi göremez. Etrafına bakınır bakınır da bakınır. Koridora çıkmayı düşünür ancak apartmanda ki aileler- mutlu mesut karılarının her an kendilerini aldatacağını düşünen kocalar, bulaşık yıkamaktan, yemek yapmaktan kocalarını aldatmaya mecali kalmayan kadınlar, ah bu çocuklardan bize koca olur mu diyen genç kızlar, anne bu çocuklar kim diyen veletler falan filan- beni koridorda görür de acaba acaba diye kafaları karışır ve ellerinde satırlarla dışarı çıkarlar, bütün binanın huzuru kaçar diye B. çıkmaz koridora. Orada öylece beklerken birden bire bir fısıltı yükselir.- Ya fısıltı yükselir mi kardeşim- eğer fısıltı alt taraflardan bir yerlerden geliyorsa burada kullanılacak en iyi kalıp fısıltının yükselmesi tabiridir. – Ben var ya ben her şeyi bilirim kelimeleri bütün bütün eklerine köklerine ayırabilirim!- sonra B. gözlerini sesin geldiği yöne indirdiği zaman birde ne görsün, F. ve S. Bir milimetrelik insancıklara dönüşmemişler mi? Orada kapının ağzında yazdıkları şiirlerden ve öykülerden dem vurarak- B.’nin kapı çalınması sandığı şey bu olsa gerek- zır zır da zır konuşup duruyorlar. O an da B. neyse ben bunları rahatsız etmeyeyim en iyisi içeri gireyim derken – bakın işte hikayenin en can alıcı noktalarından biriside budur, içeri girerken değil içeri girmeyi düşünürken!- yan dairenin kapısı zaaarttt diye açılmaz mı? – Dikkat buyurun az önce ki anlatılanlardan bunun sonuncunun nerelere varabileceğini tahmin edin- kırımtırak mı kırımtırak , fırfır mı fırfır , komşu kızı Kezban kapı da görünmez mi? B.’nin aman Allah’ım diyerekten ellerini yüzüne kapatmasıyla kapıyı kapatması bir olmuştur. Ancak yan dairenin kapısının kapanma sesi gelmemiştir. Yani kırımtırak içeri girmemiş ve kapı daha kapanmamıştır. B. neler olduğunu anlamak için kapının gözetleme deliğine gözlerini dayar, olan biteni izlemeye başlar. Bundan sonra anlatılacaklar B.’nin gözetleme deliğinden gördükleridir:
LALE MÜLDÜR: ‘Bugün ‘afazyak’ oluşum benim tam bir şair olduğumu gösteriyor’…
-Bir Perşembe öğleden sonrası şansı yaver giden iki İstirahat elemanı , Deniz ve Ümit; Türk Şiirinin tartışmasız kraliçesi, kozmik şair Lale Müldür ile Beyoğlu’nun bir kültür kafesi olan Dulcinea’da buluşur..
Lale Müldür’e ‘afazi durumu’, son şiir kitabı ’Ultrazonda ultrason‘ , romanı ‘Bizansiye’ ve film projesine dair yönelttiğimiz sorularda bizi içtenlikle yanıtladığı bu güzel söyleşi için Milli İstirahat ekibi adına aynı içtenlikle teşekkürü borç biliyoruz…- Devamı »
İSTANBUL’DA II. LALE DEVRİ -NASIL BAŞLADI?-
Melis Şen
İş yeri; iş yasası, iş insanı..Her şeyin işlemek zorunda olmasının merkezinde kurulan ofislerden biri; yalın; temiz, zevkli ve sade bir ofis, üstelik burada az kişi çalışıyor..Az kişi çalışıyor demek az kişi konuşuyor demek, az kişi yargılıyor demek, daha az tasa demek bu daha az rahatsızlık ve daha fazla anlamsızlık..Tıpkı sevdiğim gibi, her şey yolunda demek..
Pazartesileri gidiyorum, kimse benim oradaki varlığımı sorgulamıyor.Anlaşmamız böyle zira,bir ay için kendine geçici bir sığınak bulmuş ıslak bir kedi yavrusu gibiyim..Bu barakada nefes alıp verirken yaşamın üzerimde bıraktığı izlerin hassas tenimde sebep olduğu renk değişikliklerini gözlemlemem, kendimi anlamam için ideal bir zaman. Parasız yatılı ekolüne dahil olamadık ama, usta bizi affetsin, parasız çalışanlar ekolüdür devrimiz , ve biz kuşkuyla şüpheyle benliklerinde güve kemirikleri olanlar, bedava çalışmaya bile kendimizi bir anlığına unutmak niyetiyle razı olabiliriz.
En zayıf halkamızdır bu razı geliş; ve sistem en zayıf halkamızdan yakalar bizi ; esrik lodosların önüne katar.
Adam Miekewicz adlı şair; o olmasaydı Lale Müldür‘le tanışmam mümkün olmayacaktı. Tanrıya binlerce kez şükürler olsun ki, İstanbul’a düşmüş yolu bundan yüzyıllar önce.. Artık gerekli gereksiz şükretmektir almış başını gidiyor diyecek olursam dilimi azı dişlerimin arasına alıp sıkıştırıyorum ve kalbimin mühürlendiği bir yıl boyunca kabus dolu dakikalarımı hatırıma getiriyorum.. Devamı »
Lale Müldür ile görüşmüştü Milli İstirahat….
LALE MÜLDÜR İSTİRAHAT’TE!
“İnsan şair olmayı seçmez.. bir düşüştür bu.. Kutsal bir düşüştür aynı zamanda… Bu düşüşten sonra şair yıkılmaz kendini toparlarsa şair olabilir. Yıkılırsa da kaybedenlerden biri olmaya mahkumdur..
Şairlerin bir çoğu, kırkından önce ya ölür, delirir veya başka bir ülkeye sürgün edilir.. Başka bir kader yoktur şairler için. Onun için büyük bir cesarettir şair olmak aslında.. “
