TABİAT SANCISI
Çetin TANKOÇ
kalabalık sesler
haykırışlar
gelip gelip göğsüme göğsüme
varıyor yorgun argın
ve her gece ellerimi alıp götürüyor
yenilgilere
kirli gölgelere
BABAMIN SIRLARI
Çetin TANKOÇ
Hacı Bekir’e
I
tespihi doksan dokuzluk babamın
yoksulluğu yetmiş yıllık
zindan görmüş usanmamış
rençperlik etmiş kazanmamış
sevmiş ama yanılmış
anamı almış alışmış
ÇINPIL
Muhammet SEVİM
ilk dizi değer asfalta
sonra avuç içleri
yüzüstü ölür adam
süresiz nöbeti devreder
sabaha
fakat; diridir henüz
çaycının borç tabelasında
polis maktulün cebinde
bir avuç umut bulur
evine götürüyordu belli ki
PERİYODİK CETVEL (UNSURLAR TABLOSU)
Sakin AYMAZ
yanık su yaban
hava ya-saklı oyunlar
toprak yeni biliyor
tutsak tohumlar ateş(in)
sevda artık
ORKESTRA
Özgür CENGİZ
Piyanistimiz kontrolden çıkmıştı, ülke kaostaydı, ve ben artık düş görmüyordum. Her gece, piyanistimizin bir rezalet çıkarmasından korkarak bin bir sıkıntıyla tamamladığımız konserlerimizden sonra, şehrin boş sokaklarından geçerek evime varıyor, uykuya direnmek için peş peşe yuvarladığım koyu kahvelerden sonra kendimi istemediğim derin, karanlık, huzursuz bir uykunun kollarına bırakıyordum.
Söylenenlere bakılırsa, ülke ortasından çat diye kırıverip afiyetle yenebilecek bir mısır cipsi kadar narin durumdaydı. Politikacılar, bilim insanları, sanatçılar, gazeteciler, ve nasıl olup da bir bilen olduklarını bilmediğimiz diğerleri, gittikçe sıklaşan elektrik kesintileri elverdikçe, ve arabalarına yakıt bulabildikçe televizyonlara koşuyor, oturma odalarımızın ortasında gözlerini kocaman açarak ve ağızlarından tükürükler saçarak nasıl da bir kaosa sürüklendiğimizden dem vurup duruyorlardı.
Ustura
USTURA
Ferdi Amca
sen böyle duyarsızlığında taht-ı revan
beni kimlerle kardeş kılmışsın
kimlerle yazmışsın defter-i hafine
duyarken canıma kalıtsal iştiyak
derdimi yaren bilip kimlere anlatsam
söyle var mıyım ben de
var mıyım giderinde
yoksa ne diyedir çekilişi damarlarımdan
usturamın kımıltısına usarenin ağır
ağır ağır yaklaşırken encama
kimin horantasıyım böyle
hangi nesebin yazgısı alnımdaki
var mıdır usulümde bu uğursuz umde
şahlarda dirişken matlarda itaatkar
22.07.06 / Karagümrük
malta’da geçen ay(lar) (11. sayıdan)

Yeni sayıya vakit sayılırken, Erkan önce seyahat sıkıntısına boğuldu, sonra Londra’yı turladı. Çetin yine işinden ve eşinden çalabildiği zamanlarda Malta’yı teftiş etti. Mami dünyayı seyre devam etti ve bir işaret bekledi. KDV nin mucidi Avni, doğurgan erkek rüyasıyla Ayhan Bey’e bilim ve teknolojinin açılımlarını işaret etti, ardından tahsilini sordu. Ayhan Bey dünya duraklarından Hicaz’da bir süre konakladı ve hızını alamayıp CCCP’ ye gitti. Yasin, Türk akademisiyle barışmanın huzurunu yaşadı, ödevler hazırladı, sınavlara saydırdı. Veli Baba bedava kontörler buldukça fena halde telekonferansa sardı(ne yani, turkcell’e mi bırakacaktı!) Bilal, Ferdi’ye ziyaretlerini sıklaştırdı, saçlarını kestirdi. Ferdi kendine yeni meşgaleler aradı. (Kaptan abi! Bizi arabana al diskoya götür. ) Ümit, tatili nimet bilip bir grup kitapla doğaya döndü. Turgay sustu. Sinan ise nice gel-git sonrasında önce İstanbul’a kesin dönüş yaptığını ilan etti, sonra belkiledi, dört döndü, şaşakaldı, şaştı kaldı, şaş kaldı.
Bu arada Zeynüddin Baba Zidan, Cezayir’e selam verdi, Fransa gocundu. Ankara, onurlanmak arzusuyla Sezai Karakoç’u hatırladı. Galatasaray, Fenerbahçe maçını beklemeye koyuldu. Osmanbey’de Hrant’a arkasından kurşunlar sıkıldı. Yankısı Malta’da işitildi. Ve her zamanki gibi çaylar içilirken dağılanlar oldu, toparlananlar oldu. Gelenler oldu, gidenler oldu. Konuşanlar oldu, susanlar oldu…
HRANT DİNK’İN 23 OCAK 2007’DEKİ CENAZE TÖRENİNDE EŞİ RAKEL DİNK’İN YAPTIĞI KONUŞMA
Çutağıma eş olmak bana verildi. Bugün çok acılı ve onurlu olarak buradayım. Ben, çocuklarım, ailem ve sizler çok acılıyız. Bu sessiz sevgi biraz olsun bize güç katıyor, kederli bir sevinç yaşatıyor. İncil’de Yuhanna 15:13’de, “Hiç kimsede, insanın dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur,” der.
misafir odası – Hrant Dink
“Milleti sadıkadan kalmışsa bir taş
Babadan kalmadı ya kırsan ne çıkar
Oturaklı düzen geçişinde bineklere derken çüş
Sana iman dolu göğsün gibi beton yakışır”
İzzet YASAR
BİR ‘ÖLÜMÜN ARDINDAN KONUŞMAK’

Sinan Kızılkaya
Bir ölümün arkasından ne konuşulabilir.
Övgü düzmek, ağıt yakmak, lanetlemek ya da hayıflanmak olmaksızın ne konuşulabilir. Üstelik olan biten karatürklerin şehzadelerini boğagitmesiyken.
Ya da herhangi bir ölümün ardından konuşmak neye yarar. Bir vakit önce yanımızda, karşımızda, arkamızda ya da uzağımızda, ama her nihayetinde bizim ayaklarımızla dünyanın üstünde duruyor olmamız gibi dünyanın üzerinde duruyorken, şimdi diye anılan vakitte artık dünya üstünde ayaklarına basarak durmayan, olmayan, bizim onunla olan hesaplaşmalarımızı, karşıtlıklarımızı, yoldaşlığımızı ya da düşmanlıklarımızı kendine yönelir olarak karşılayamayan ve sorularımızı, övgülerimizi, alkışlarımızı, küfürlerimizi cevapsız bırakan, burada olmama, gayp olma, kaybedilme ve artık burada olamamanın imkanı olarak ölümün ardından ne konuşulabilir. Hiçbir söz ona karşı, onun için, ona rağmen, ona övgü olan hiçbir söz ondan bir yankı bulamayacakken, bütün söylenebilir sözlerin onun durduğu yerde, şimdi bir yoklukta sineceği ve karşılıksız kalacağı önceden kayıtlanmışken bir ölümün arkasından ne konuşulabilir.
