DÜNYANIN KALBİ
işte altında dolaştım ya gökyüzünün
benim derdim de biraz bu mu ne?
şimdi şöyle kıvrılıp
kaldırım taşlarında
dünyanın kalbini kucaklasam
dünyanın kalbi avuçlarıma gelir mi ki?
yada bağırsam
gökyüzünü yırtan bir kahkaha olup
dağılsam
toprağın suratında
yada asfalta, asfalta çınlayıp
kendimde parçalansam…
bu yankı sesim miydi
yoksa hiçbir şey mi olmadı?
21/01/2003 MALTA CEMİYETİ
SİNAN KIZILKAYA
N.Y.’de 5 Gün
Salı:
Jetlag’in çarpmasına uğrayıp sızıcam diye düşündüm ama yok, gece yarısına kadar ayaktaydım. NY’taki ilk günümü gözüm açık geçirdim. Bizi karşılayan E’nin arkadaşı G. Bizi Özgürlük Heykeli’nin uzaktan görülebildiği bir yere götürdü. E. vapura binip heykeli yanından görmek niyetindeydi. Ben he dedim geçtim. Mümkünse gitmeyeceğimi biliyordum, soranlara gittik gördük deriz dedim, gerçekten de öyle
oldu. Sonraki günlerde vakit olmadı bu iş için. Amerika’ya tekrar ayak bastığım için sevindim. Vize kontrolünde hiçbir sorun çıkmadı. Öğrenci vizemle ilgili Houston’da maruz kaldığım sorgulamalar yaşanmadı bu sefer. Ama NY Amerika’da gördüğüm en <Amerikan> olmayan şehirdi, daha ilk izlenimlerimde. Türklerin NY’u niye bu kadar
çok sevdiklerini çözmek de istiyordum, galiba bunun en büyük nedeni burasının en Avrupai şehir oluşu. Kalabalıklığı, yüksek binaları, metrodaki pislik ve sıkışmışlık, trafik vb Houston’da gördüğüm şeyler değildi. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi doğallık içinde kamu taşımacılığının araçlarını kullanabildiğiniz bir şehir NY. Bir haftalık metro kartı aldık. G bizi dolaştırıp durdu, kafamız karıştı. G’nin bizi ilk götürdüğü yerde, beef kebap yedim. Ne kadar da anlamlı!
Devamı »
Düşler – I
Bir çocuk düşledi adam. Çocuk zamanın ve mekanın ötesindeydi. Bir yerlerdeydi çocuk, daha rahme düşmemişti.
Rahimde pelteleşmiş bir halde geleceği, geleceğini bekliyordu belki de. Önce mekanı oluştu sonra zamanı. Sonra sonra bir ruh.
Sonra hayaller oluştu. Umutlar oluştu. Çocuğa dair sevinçler oluştu. Çocuk çocuk oldu nihayet. Devamı »
HABİLLE JÜBİLE
Az söz erin yüküdür
Çok söz hayvan yüküdür.
Yunus Emre
Mevsimler geçerken üzerinden altta kalmamak için farklı iklimlere yolculuk yapar o iklimleri ardında bırakıp, terk etme rahatlığı ile, bıraktığı iklime tepeden inme girerdi. İklimlerle ilgili çözdüğü şey, kötü olanları zor,iyi olanları kolay geçmekte idi. Ona göre ‘İlkbahar, umut oluyor, Yaz, dondurma şirketleriyle anlaşıyor, Sonbahar, alzheimera yakalanıyor, Kış üşüdükçe üşütüyor’ diye düşünüyordu.
Günlerden bir gün, beşinci mevsime yaklaştığını hissettiğinde, korkuyla karışık umut, içini kaplamıştı. Aklına bu güne kadar ellediği ne kadar çok şey olduğu geldi. Hava kararmadan bakırcılar çarşısına gitmeliydi. Buraya niçin gitmek istediğini düşündü, hikaye eden böyle istiyordu. Devamı »
