Milli İstirahat

Malta Cemiyetinin Eğilimli Kültür Fizik Dergisi

Kirli Karanlık – İlk

 

 

KİRLİ KARANLIK

bütün kış suretimizden sakındığımız ayna

düşüp kırılıyor baharın ilk bakışlarıyla

elimiz varmıyor

uzanıp sevgilimizin kirli karanlığına

bir sayfa playboy koparmaya

yada bir tutam yasemeni koklamaya

bütün çabalarımız, yetmiyor

çırpınmalarımız

anlaşılır kılmaya

‘orası neresi/ burası bir adam’ derken şairi

ve imgelerden yapılmış ‘taş gemi’sine

şairin

sarkıtıyoruz kendimizi

orada acılarımıza bir korunak buluyoruz

orada duvarları intihardan bir korunak

içine gizlice giriyoruz

elimizde, geceden sürülmüş kremli bir el

odamızın ortasında kerameti eksik, evliya

bir karyola


İLK

sabahtır

yağmur ha düştü

ha düşecektir

toprağın rahmine

bir kadın sancının pençesinde

ilktir

ilk gece

ilk sancı

ilk çocuk

ÇETİN TANKOÇ

Eylül 4, 2006 Yazan: erkan | Sayı 2, Çetin Tankoç, Şiir | | Henüz Yorum Yok

Küçük Prensin Seyahatinden Bana Kalandır

“Büyüklere ‘Pembe kiremitten örülü, penceresinde sardunyalar, damında güvercinler bulunan güzel bir ev gördüm…’ deseniz, bu evi hayal bile edemezler. Onlara ‘Yüz milyarlık bir ev gördüm’ demek gerekir. O zaman ‘Ne kadar güzel!’ diye bağırırlar.

…….Çocuklar, büyüklere karşı çok sabırlı olmalıdırlar.”

Antoine de SAINT-EXUPERY / KÜÇÜK PRENS

Bu evrenin başka bir noktasında insana benzer bir mahlukat türü acaba yaşamakta mıdır? Bu mahlukat türünden biriyle bir muhabbetimiz hasıl olsaydı, acep biz adem çocuklarını makaraya sarar mıydı? Bizden olmayan birinin bize bakan gözleri bize ne söyleyecektir, kim bilir…Eğlenceli olurdu, bu kesin.

Biz insan evladları her halükarda bir diğerimize aynı dünyada yaşamakla bağlıyızdır. Aynı dünyada yaşamak yalnız aynı mekanı paylaşmak değildir. Nesneleri aynı isimlerle biliriz, ortaklaşmış-ortalamalaşmış yargılarımıza vardır. Bir sesten çoğunlukla aynı şeyi anlarız, değer verdiğimiz, hedef bildiğimiz, ulaşmaya çabaladığımız haller yaklaşıktır. Akıllı ve saygıya değer bir insan olabilmek için herkeslerin standardına uygun düşmek gerektiğini hep akılda tutarız. Bu medeni olmaktır ve bizler medeniyetle tanışık adem evladlarıyızdır, nihayetinde.

İnsanın kendini bilebilmesi için belki de kendi bedeninden-varlığından kopması, kendilik halinden taşması-çıkması ve yalnızca bir ruh kalaraktan arz üzerinde sabitleşmiş bedenini seyre dalması gerekir. Ama, bu mümkün müdür? Ne yazık ki bunun mümkün olmadığını biliriz. Kaldı ki bedenimize öylesine yapışıktır ki ruhumuz; sanki, bir avcı en müsait anı kollayıp bedenimize sahip olmayı diliyormuş ta, bu hırsıza karşı hep teyakkuz halinde kalarak varlığımıza malik kalabiliyoruz. Oysa ruhumuz, medeniyetin kamusal ahlakı tarafından gasp edilmiştir, fakat ruh üzerinde çokça durulacak değerde değildir, yada şöyle bilinmelidir; medeniyetin bize ihsan ettiği akıl kendinde şüpheye yer bırakmamış kudretiyle bizi delilikten kurtarmış ve insanlığa erdirmiştir. Öyle midir, değil midir? Devamı »

Eylül 4, 2006 Yazan: erkan | Antoine de Saint-Exupery, Deneme, Sayı 2, Sinan Kızılkaya | | 2 Yorumlar